Searching...
10 Nisan 2014

Albert Camus ve ''Düşüş''

XX. yüzyıl düşünce ve edebiyat dünyasının kuşkusuz en etkili adlarından biri olan Albert Camus, gerek Başkaldıran İnsan ve Sisifos Söyleni gibi felsefi kitaplarında, gerek Yabancı, Veba, Sürgün ve Krallık gibi edebi yapıtlarında, insanın çağdaş dünya karşısındaki duruşunu sorgular. Ölümüne yakın, 1956'da yayımladığı Düşüş, modern insanın, kendi bencillik ve çaresizliklerini adım adım görmek zorunda kalışının romanıdır. Parisli saygın bir avukat, soylu  davaların savunucusu ve çapkın bir erkek olan Jean -Baptiste Clamence, Amsterdam'da köhne bir bar'da, geçmişini anımsar. Kendisiyle yüzleşirken geçmişteki kesinlikler belirsizliklere, başarılar başarısızlıklara dönüşür. Clamence'ın itiraflarında, elini taşın altına koymadan yaşayanların, pek çoğumuzun öyküsü vardır. Onun ''düşüş'ü hepimize ulaşır. Camus'nün, burjuva ahlak anlayışını zekice alaya aldığı Düşüş, başarılı tekniğiyle de öne çıkar bir romandır.



Aslında kitap için roman demek pek doğru değil. Camus'nün, Düşeş'i 99 sayfalık monologdur. Clamence, yaşantısını sorgular. Dedektif ve sanık ta kendisidir. Öte yandan sorgulamanın sonucu ağızda acı bir tat bırakır. Oscar Wılde'ın deyişi ile ''Ziyan olmuş hayat yoktur, sadece gelişimi durmuş hayatlar vardır.'' Clemence'ın Amsterdam'da köhne bir bar'da oturduğu sırada hayatının gelişimi durmuştur. Camus, Clamence'ın mesleğini avukat olarak seçmiş ve hukuk ismini verdiğimiz şeye epeyce giydirmiştir. Kitap 99 sayfa olmasına rağmen bir çok konuya değinen, okuyucuya anlatmak istediklerini, lafı dolandırmadan anlatan bir eser. Yazar ile tanışmak isteyenler için Düşüş iyi bir seçim olabilir.


''Hiç değilse şunu öğreniyordum ki, ben ancak onların suçunun bana hiçbir zarar vermediği ölçüde suçluların, sanıkların yanında bulunuyordum. Onların suçluluğu benim güzel konuşmama neden oluyordu, çünkü onların kurbanı ben değildim. Kendim tehdit altına girdiğim zamansa, yalnız ben de bir yargıç kesilmek ile kalmıyor, daha da fazlası olmak istiyordum: Her türlü yasanın dışında suçluyu tepelemek ve dize getirmek isteyen öfkeli bir efendi. Bundan sonra, aziz hemşerim, kendini bir adalet timsali ve saçı bitmedik yetimlerin doğuştan savunucusu sanmaya ciddi biçimde devam etmek çok zordur.''



Clemence, işte yukarıdaki sözler ile çok samimi bir itirafta bulunuyor. İnsan doğası gereği, bencil ve namkör bir yaratıktır. İnsanlar yeryüzünde eti ve kemiği ile bulunduğu sürece de böyle devam edecektir. Ayak bastığımız yerin etrafında dünya dönecektir. Düşüş insanın absürtlüğünü tüm çıplaklığı ile gösteriyor. Söz konusu biz olduğumuzda, diğer her şey ötekileşir. Öte yandan Clemence'ın aşk hakkındaki düşünceleri ilginizi çekecektir.



''Tabii, gerçek aşk pek az rastlanan bir şeydir, aşağı yukarı yüzyılda iki ya da üç kez görülür. Bunların dışında boş gurur ve can sıkıntısı vardır.''


''Sevmek ve sevilmek ihtiyacında olduğumdan, aşık olduğumu sandım. Başka deyimle, aptallık ettim.''


''Erkek genellikle kadının yatağında tutuklanır.''


''Issız ada aramadım, ıssız ada kalmadı artık. Yalnızca kadınlara sığındım''


Karakterimiz için kadınlar tehlikelidirler. Seks yolu ile erkeği köleleştirebilirler ve erkeklerin duygularını sömürüp, ruhlarını da bedenlerini de satın alabilirler. Ben daha fazla yazmayacağım. Bu bir inceleme değil. Yalnızca yazar ve eseri hakkında kısa bir tanıtım olacaktır. Düşüş'ü okuyup bitirdiğiniz de o zaman hissettiklerimi sizlerde hissedeceksiniz.


Yazan : Asil Can

0 yorum:

Yorum Gönder