21 Ağustos 2014

DARWİN'İ ANLAMAMAKTAKİ ISRARIN SEBEBİ

DARWİN´İ ANLAMAMAKTAKİ ISRARIN SEBEBİ ...
  
Varlığımızın bir zamanlar en büyük gizemi olduğu ve çözülemeyeceği inancı Darwin ve Wallace tarafindan yıkıldı. Pek çok insanın bu derin soruya getirilen çözümden haberdar olmaması ve karşı çıkması, bilim çevrelerini her zaman şaşırtmıştır.

Oysa ki, Darwinci dünya görüşünün yalnızca doğru olduğunu değil, varoluşumuzun gizemini çözebilecek, bilinen tek kuram olduğunu biliyoruz. Tek olması, kuramı iki misli daha tatmin edici hale getiriyor. Darwinciliğin yalnızca bu gezegende değil, evrenin yaşam barındırabilecek her yerinde dogru oldugunu savunur bilim çevreleri. 

Darwinciliğin savunulmaya, başka bilim dallarındaki yerleşik bazi gerçeklerden daha fazla gereksinimi var. Çoğumuz kuantum kuramını ya da Einstein`ın özel ve genel görelilik kurumlarını anlamayız, ama anlamamamız bu kuramlara karşı çıkmamızı gerektirmez.

Einsteincılığın tersine, Darwincilik konusunda bilgisi olan olmayan ahkâm kesiyor. Sorun ise Jacques Monod`un dedigi gibi, herkes bu kuramı anladığını zannetmesi.

Aslında Darwincilik şaşırtıcı derecede yalın bir kuram, hatta fizik ve matematikle kıyaslandığında çocuksu bir yalınlığı var. Özünde, kalıtsal çeşitliliğin olduğu yerde, gelişigüzel olmayan üreme biçiminin uzun erimli sonuçları olacağını söylüyor. Tabii bu sonuçların birikmesi için yeterli süre var ise.

Sanki insan beyni özel olarak Darwinciliği yanlış anlamak ve inanılmasını güç bulmak için tasarlanmış. Örneğin, sık sık tümüyle raslantı olarak dramatikleştirilen "raslantı" konusunda Darwinciliğe saldıranların büyük bir çoğunluğu bu kuramda gelişigüzel raslantıdan başka birşey olmadığı yolundaki yanlış fikre saldırıyor. ( Hem de müthiş bir hevesle ).

Darwinciliğe inanamaya yargılı olmamızın nedenlerinden biri de, beyinleriminin evrimsel değişime özgü zaman ölçeğinden tümüyle farklı, zaman ölçeklerinde geçen olaylarla uğraşmak üzere yapılanmış olmasıdır.

 Saniyeler, dakikalar, yıllar ya da en fazlası birkaç on yıl alan süreçleri anlamak üzere donanmışız. Oysa Darwincilik, tamamlanması yüzbinlerce, milyarlarca yıl sürecek kadar yavaş gerçekleşen birikim süreçlerine ilişkin bir kuramdır.

Beyinlerimizin Darwinciliğe karşı önyargılı olmasının bir nedeni de, yaratıcı tasarımcılar olarak kazandığımız büyük başarıdan kaynaklanıyor. Dünyamız mühendislik ve sanat ürünleriyle dolu. Karmaşık zarafetin önceden planlanmış, sanatsal bir tasarımın göstergesi olmasına alışmışız.

Bu, büyük olasılıkla, bir tür doğa üstü Tanrı`ya inanmamızın en güçlü sebebi. Darwin ve Wallace tüm sezgilerine karşın, ilksel yalınlıktan karmaşık tasarımın ortaya çıkışını açıklayacak Tanrı haricinde başka bir yol olduğunu ( ve çok daha mantıklı bir yol olduğunu ) büyük bir cesaret örneği göstererek bizlere gösterdiler. 

Öylesine büyük bir sıçrama ki bu, günümüzde birçok insan bu adımı atmaya cesaret edemiyor.  Hawking'in dediği gibi,  biz sıradan ortalama bir yıldızı olan ufak bir gezegende ki gelişmiş maymun türleriyiz. Ancak evreni anlayabiliyoruz. İşte bu bizi çok özel kılıyor. 

Yazan : Inanc Kaya Kızılkaya
Kaynak : Kör Saatçi (Richard Dawkins)
Zamanın Kısa Tarihi ( Stephen Hawking)

12 Haziran 2014

Beynin bilinç kazanma süreci anlaşıldı

Bilim insanları, yeni bir araştırmanın sonucuna dayanarak narkoz etkisinden veya komadan çıkan beynin nasıl tekrar bilinç kazandığı sorusuna yanıt bulduklarına inanıyor.



Araştırmada yer alan New York Weill Cornell Medikal Yüksel Okulu'ndan anestezi uzmanı Dr. Alex Proekt, "İlaçlar beyni terk ettiği zaman oluşturdukları etkinin ortadan kalktığını ve narkoz sonrası bilincin geri geldiğini zannediyorduk. Ancak bu süreci yeterli anlayamadığımız ortaya çıktı" ifadesini kullandı.
Bilim insanları, beynin faaliyet esnasında oluşturduğu izleri inceleyerek, bilinç kazanmaya doğru spesifik bir şekilde ilerlediğini düşünüyordu. Araştırmada, beynin bilinçliliğe doğru adım adım mı ilerlediği yoksa aynı anda birçok hale geçiş yapıp yapamadığı anlaşılmak istendi.
Proekt ve meslektaşları, anestezi altındaki farelerin beynindeki belli bölgelerin elektriksel faaliyetini inceledi. Deneyde, fareler uyanıncaya kadar verilen anestezinin etkisi azaltıldı.
Gözlemler, beynin tekrar bilinç kazanmak için birçok belli aşamadan geçtiğini gösterdi. Bilinç kazanma esnasında, beyindeki bazı basamaklar arasında net bir dönüşüm yaşandığı, beynin diğer haller arasında bağlantı kurmak için de bir nevi bağlantı merkezi oluşturduğu görüldü.
Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırmada, beynin bilinç kazanma sürecinde farklı 'güzergahlar' seçebileceği, ancak basamaklar arasında geçişi sağlayan merkezlerin ana rolü üstlendiği ifade edildi.

Yeni tedaviler keşfedilebilir
Bilim insanları, elde edilen yeni bulguların ileride komadaki insanlara yardım etmek için kullanılabileceğini belirtti. Proekt, 'komadaki ve baygın insanların beyninde uyku halinin periyotlara bağlı olarak elektriksel faaliyetler gerçekleştiğine değinerek, 'beynin koma ve genel anestezi altında bazen normal faaliyetlere dönmeyi başaramadığını' belirtti.

Beynin şuur kazanmasını sağlayacak uyanma basamaklarını sonuçlandıramaması, bazen insanların uzun yıllar komada kalmasına neden olabiliyor.

Bilim insanları, insanlara yardımcı olabilmek için ilk olarak farelerde gözlemlenen sürecin insanlarda da var olup olmadığını anlamak istiyor. Proekt, ileride şuursuzluğa neden olan halleri ortadan kaldıracak ve nihayetinde hastaları uyandıracak tedavinin geliştirilebileceğini belirtti.

Hastaların sadece fiziksel değil, faaliyetleriyle de bilinç kazandıklarını ortaya koyabilmesi, bir gün insanların gerçekten nasıl bilinç kazandığına da net bir açıklama getirebilir.

Kaynak: Livescience

10 Haziran 2014

Anten Gökadaları Çarpışıyor..!

Karga Takımyıldızı'nda iki gökada kavgaya tutuşmuşlar..

İki gökada çarpıştığında, onları meydana getiren yıldızlar genellikle çarpışmazlar. Bunun nedeni, gökadaların çoğunlukla boş alanlardan meydana gelmeleridir. Ayrıca, ne kadar parlak olursa olsun yıldızlar bu boşluğun yalnızca küçük bir kısmını kaplarlar. Yüz milyonlarca yıl süren yavaş çarpışma sırasında, yine de gökadalardan biri diğerini çekim kuvvetiyle parçalayabilir ve her iki gökadada bol miktarda bulunan gaz ve toz da gerçekten çarpışır. Devlerin bu çarpışmasında, kocaman molekül bulutlarına işaret eden koyu renkli toz sütunları, gökadaların dövüşü sırasında sıkışarak, bazıları dev yıldız kümeleri halinde kütleçekimsel olarak birbirine bağlı milyonlarca yıldızın hızlı doğumuna neden olmaktadır.

Fotoğraf için teşekkürler: Hubble Miras Arşivi, NASA, ESA, Davide Coverta


Anten Gökadaları Çarpışıyor..!

8 Haziran 2014

Shapley 1 : Halka Biçimli Gezegenimsi Bulutsu


Bir yıldız nükleer yakıtını tükettiğinde ne olur?

Kütlesi yaklaşık olarak bizim Güneşimize eşit olan yıldızlarda merkez yoğunlaşıp bir beyaz cüce haline dönüşürken, havakürenin dış katmanları uzaya fırlatılır ve bir gezegenimsi bulutsu olarak görünür.

Bu tür bulutsular gökyüzünde birer gezegenmiş gibi görünüp isimlerini de bu sayede kazanmış olsalar bile, aslında güneş sistemimizin dışında çok uzaklarda yer alan başka yıldızları çevrelemektedirler.

Fotoğraf: Avrupa Güney Gözlemevi (ESO)

Shapley 1 : Halka Biçimli Gezegenimsi Bulutsu

7 Haziran 2014

Oyunkit.in - Bedava Flash Oyunlar

İnternet üzerinden oyun oynamayı seviyorsunuz fakat nerde, nasıl oyun oynayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu dünya da binlerce oyun sitesi sizlerin istek ve arzularınıza göre şekil almıştır. Bazıların da sadece ağırlık birkaç oyun üzerine kurulmuş olsa da biz ve bizim gibi birçok site de sayısız oyun bulabilme şansına sahip olacaksınız.
O zaman şunu sorabilirsiniz. Sizin diğerlerinden farkınız nedir?
Bizim diğerlerinden farkımız oyunların tamamen ücretsiz ve kesintisiz olmasıdır. Oyun oynayan, oyun hastaları çok iyi bilirler ki Oyun oynarken, oyunun yarısında kopması veya sitenin yavaşlığı yüzünden bir türlü level atlayamamak kadar sinir bozucu bir durum yoktur. Biz bunların hiç birini sizlere yaşatmadan en kaliteli şekilde sunduğumuz Oyun hizmeti ile Türkiye de bir numaralı Oyun sitesi olduğumuzu iddia ediyoruz.
Sitemizde ki oyunların tatmamı Bedava Oyun Oyna sistemine göre ayarlanmış ve tek kuruş talep edilmeden oynanan oyunlardır. Binlerce oyundan sadece bir kaçına örnek verecek olursak; Bedava Macera Oyunları, Beceri Oyunları, Barbie Oyunları, vs olmak üzere sayısız oyunla karşınızdayız. Sizde Türkiye’nin en büyük, Bedava Oyunlar Sitesin de oyun oynamak arzuluyorsanız siztemize bekliyoruz.

31 Mayıs 2014

LSD Belgeseli - Türkçe Dublaj

LSD Hakkında Tüm bilgi bu belgeselde ve LSD'nin Tarihi Hakkında Bilmedikleriniz...


26 Mayıs 2014

Fön (Föhn) Rüzgarları Nedir ? Nasıl Oluşur ? Nezaman Görülür ?

Dağ yamaçlarından alçaldıkları için adyabatik ısınmaya bağlı olarak, doğmuş sıcak ve nispeten kuru rüzgarlara “fön” rüzgarları adı verilir.

İsmini Alpler’in kuzey eteklerindeki föhn bölgesinden almıştır. Fön rüzgarları etkileri ile ön plana çıkmaktadırlar. Estikleri zaman, kış mevsiminde çevre sıcaklığını 1-2 saat içerisinde 10-12 derece kadar arttırırken ılık zamanlarda ise çevreyi kurutup, orman yangınlarına sebep olabilmektedir. Akdeniz’den yüksek basınçtan doğan hava, Avrupa’ya alçak basınca doğru hareket eder ve Alpler’i aşıp alçalırken ısınır. Sirokko rüzgarları ile birbirine benzetilip karıştırılsa da hiç ilgileri yoktur.

Dağları aşıp ısınan fön dışında, başka fön tipleri de vardır. Atmosferde alçaldığı için ısınan ve kuraklaşan rüzgarlar da fön tipine girer. Ancak bu durumlar genel olarak dağ yamaçlarında görülmektedir. Başlıca fön tipleri ise şunlardır:

1-Klasik Fön: Nemli hava kütlelerinin yüksek bir dağ sırasını aşması, sonucunda belirir. En tipik örneği Alpler’in kuzey eteğinde beliren föndür. Yükselen hava kütlesi her 100 metrede 0.44 derece soğurken, alçaldığında ise her 100 metrede 1 derece ısınır. Örneğin; 10 derece sıcaklıkta olan bir kütle 3000 metre yükselirse -2.5 dereceye kadar soğur. Alçalmaya başladığında ise kütle 22 dereceyi bulur. Fön eserken hava bulutsuz, sıcak ve kuraktır. Birden fazla dağı aşan kütle ise bir hayli kuraklaşır.

2-Antisiklonal Fön: Geniş alanlı dağ sistemleri üzerinde bir antisiklon (hava kütlesi) yerleştiği zaman, antisiklon alçalarak çevreye dağılan hava akımları yamaç aşağı inerken fön etkisi yapar. Klasik fönden iki önemli farkı vardır. Birincisi, bu fön tipi dağın iki yamacında birden görülür. İkincisi ise, hava hareketlerindeki alçalma ve adyabatik ısınma dağlara bağlı olmadan yükseklerde başlar.

3-Serbest Atmosfer Fönü veya Yüksek Fön: Bu fönde yine bir antisiklon ile ilgilidir. Ancak, bu fönün yüksek yerşekilleri ile ilgisi yoktur. Hatta bu tip fön çukur yerşekilleri üzerinde de görülür. Fön, termik antisiklon alanlarında beliren sıcaklık terselmesine bağlıdır. Ortalama 1000-3000 metre yüksek olan terselme düzeyi üzerinde, alçalıcı hava akımlarında adyabatik ısınma nedeni ile fön olayı belirir. Alttan soğuma görüldüğü için hava soğuktur. Fön sadece yükseklerde etkisini gösterir.

Yeryüzünde fön oldukça yaygındır ve iyi tanınır, özel isimler alır. Kuzey Amerika’da batıdan gelip Kayalık Dağlarını aşan föne Chinook denir. Arjantin’de Andlardan inen rüzgarlara Zonda adı verilir. Bu tür rüzgarlara kutup çevresinde Grönland-Upernivik’te de rastlanır. Orta Asya dağlık bölgelerinde ve Güney Sibirya’da ise Ebe adını alır.

Böbrek Temizleyici Otlar Nelerdir?

Böbrekleri temizlemek için otları kullanmak, detoksifikasyonun (organizmanın kendisi için zararlı maddelerden temizlenmesi) iyi yollarından biridir; ama nispeten daha az bilinen bir uygulamadır. Bu yazıda böbreklerin detoksuna yardımcı olacak bazı otlar hakkında bilgi vereceğiz.

Böbrekler vücudun genel sağlığının sürdürülmesinde çok önemli bir role sahiptir. Peki, neden? Böbrekler vücuttan toksinlerin atılmasını sağlar ve bir filtre görevi görür. Eğer bu filtre duraksar ise vücuttaki kan toksik hale gelir. Çünkü böbrekler aşırı tuz ve atık maddelerin atılımına yardımcı olmaz. Bu durum çeşitli nedenlere bağlı olarak meydana gelebilir. Bu konuda temel nokta, toksinlerin böbrekler aracılığıyla vücuttan temizlenmesi gerektiğidir, bunu yapmanın en iyi ve doğal yollarından biri de bitkileri kullanmaktır.



Böbrek Detoksifikasyonu İçin Yararlı Otlar:

-At Kuyruğu:

Böbrekleri toksinlerden temizlemeyi sağlayan en yaygın otlardan biridir. Bunu sağlayan yüksek silis içeriğidir. İdrar söktürücü özellikleri vardır. Buna ek olarak, genito-üriner sistemde büzücü olarak çalışmaktadır. İdrar söktürücü özelliği sayesinde vücuttan idrar ile birlikte toksinler ve diğer rahatsız edici maddelerin atılmasını sağlar. Yüksek silis içeriği ayrıca doku onarımını kolaylaştırır.

-Ayı Üzümü:

Ayı üzümü uzun bir zamandan beri, mesane enfeksiyonları ve diğer idrar yolu enfeksiyonları (İYE) için etkili bir ilaç olarak bilinmektedir. Bu bitki, onu etkili bir anti-bakteriyel madde yapan, “arbutin” ve “hidrokinon” ile yüklüdür. Ayı üzümünde bulunan anti-bakteriyel maddeler sayesinde bir çok idrar yolu enfeksiyonu önlenmektedir. Ayrıca insan sağlığı için çok faydalı olan “tanen” maddelerini içerirler. Ağız yoluyla alındığı zaman idrar yoluna geçerek, böbrekleri toksinlerden temizlemektedir.


-Ayrık Otu:

Temel olarak bir idrar söktürücü olduğundan, idrar miktarını arttırarak toksik maddelerin atılımını sağlar. Ayrıca idrar yollarını yatıştırıp iyileşmesine katkıda bulunmaktadır. Ayrıca sistit, nefrit, prostatit, üretra iltihabı ve idrar yolu ile ilgili sorunları tedavi edici doğal bir antibiyotik etkisi vardır.

-Isırgan Otu:

Toksinler ve atık maddelerin atılımına, bu bitki tarafından büyük ölçüde yardım edilmektedir. Isırgan otu çok besleyicidir ve bol miktarda klorofil, beta karoten, A vitamini, B2 vitamini, C vitamini, E vitamini, kalsiyum, potasyum ve demir içerir. Bu bitki kullanarak ürik asit hedeflenir ve idrar yoluyla atılır. Yine, ısırgan otu da bu yararlı etkilere yol açan bir idrar söktürücüdür.

-Maydanoz:

Eğer bilmiyor iseniz, lezzetli tabakların süslenmesinde ve dekorasyonunda kullanılan popüler bitki maydanozun, ayrıca üre gibi toksinlerin vücuttan atılımını sağlayan güçlü bir detoks maddesi olduğuna inanılıyor. Üriner sistemin işleyişini etkili hale getirmektedir. Ayrıca idrar söktürücü özellikleri nedeniyle ödem ve böbrek taşlarının oluşumunu azaltmaya yardımcı olur.

-Altınbaşak:

Altınbaşak, idrar yolu bozukluklarının tedavisi için uygun olan çok amaçlı bir bitkidir. Hatta, nefrit veya sistit gibi ciddi hastalıklar için de kullanılmaktadır. Bu bitki büyük antifungal özelliklere sahiptir ve “candida” mantarının giderilmesinde yardımcı olmaktadır.

Bunların dışında, böbreklerin temizliği zencefil, vişne konsantresi, ortanca kökü, mısır püskülü, hatmi, ardıç meyveleri ve kırmızı yonca kullanılabilir.


Kaynak:

http://www.buzzle.com/articles/kidney-cleansing-herbs.html

Kar taneleri şekillerini nasıl alırlar?

Kar taneleri temel olarak atmosferdeki ısının ve nemin etkisinde şekillerine kavuşurlar.

Yağmur tanelerinin oluşmasına benzer bir şekilde, kar taneleri havada bulunan toz parçacıkları üzerinde donan su damlacıklarının ürünüdür. Bu oluşumda ilginç olan ise her ısı derecesinin ve nem oranının kendine has kristallere sebep olması.

Tarihe bakarsanız, kar tanelerini ilk olarak fotoğraflayan kişi Wilson Bentley’dir. Bunu da kamerasına bağladığı bir mikroskop sayesinde yapmıştı. Şüphesiz kar tanelerine olan ilginin daha da artmasını sağlayan esas kişidir. Ve bugün bile onun çektiği 5.000 fotoğraf birçok insanı bu etkileyici alana çekiyor.

1951 yılında, şimdilerde Uluslararası Kristoferik Bilimler Organizasyonu (International Association of Cryospheric Sciences, IACS) olarak anılan kuruluştaki bilim adamları tarafından kar taneleri temel olarak 10 şekil altında sınıflandırıldı. Bu şekiller arasında içinde herkesin tanıdık olduğu yıldız kristallerden, bilindikten uzak şapkalı sütun kar taneleri bile var. IACS’in sınıflandırma sistemi günümüzde kullanılmaya devam ediyor; ama elbette ki yapılan diğer araştırmalarla ortaya çıkan alternatif karmaşık sınıflandırma sistemlerde mevcut durumda.





Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü'ndeki dizik profesörü olan Kenneth Libbrecht su moleküllerinin nasıl olup da eşsiz kar kristalleri haline kavuştuğunu bulmak adına yoğun gözlem çalışmaları yaptı. Araştırması sonucunda vardığı nokta, karışık şekillere sahip olan kar tanelerinin daha basit şekilli olanlara nazaran nemli havalarda oluştuğuna yönelik.




Libbrecht’in araştırmasından çıkarılan bir diğer sonuç, ısının da bu oluşumlarda yüksek rol aldığı. -22oC derecenin altında oluşan kar tanelerinin büyük çoğunluğunu daha basit yapıdaki kristal tabaka ve sütunlar oluştururken daha yüksek derecelerde kristal yapıdaki dallanma ve çeşitlenme artıyor.
Kış aylarında kimilerini güldürüp kimilerini üzse de kar tanelerinin sahip oldukları eşsizliklerinin her daim bizleri etkileyeceği tartışılmaz.


Dünya'ya 290 milyon yılda ulaştı

Rusya'nın Çelyabinsk kentinde 1500 kişinin yaralanmasına neden olan meteorun, 290 milyon yıl önce bir başka asteroid ile çarpıştığı anlaşıldı.



Bilim insanları, 15 Nisan 2013 tarihinde Çelyabinsk üzerinde parçalara ayrılarak patlayan 500 bin TNT gücündeki meteorun, Dünya'ya ulaşmadan milyonlarca yıl önce bir başka gök taşıyla çarpıştığını belirledi. Bulgular, meteorun yere düşen parçaları üzerinde gerçekleştirilen analiz sonucu elde edildi.
Meteorun parçalarında bulunan jadeit adlı maden, Çelyabinsk meteorunun yaklaşık 290 milyon yıl önce saatte 4800 km hızla bir başka asteroitle çarpıştığına işaret etti. Araştırmada yer alan Japonya'nın Tohoku Üniversitesi'nden Shin Ozawa, "Bu çarpışma Çelyabinsk meteorunu bağlı olduğu ana gövdeden koparmış ve Dünya'ya yöneltmiş olabilir" ifadesini kullandı.
Scientific Reports dergisinde yayımlanan araştırma, gökbilimcilere asteroidlerin çarpışmalar sonucu Dünya'nın yörüngesine nasıl girdikleri hakkında yeni bilgiler sunacak.
Yaklaşık 20 metre genişliğindeki Çelyabinsk meteoru, atmosferde 67 bin 600 km hızla ilerlemiş ve birçok parçası eriyip yok olsa da geride kalan parçaları çok güçlü bir patlamayla Çelyabinsk'i sarsmıştı. Ses hızından 60 kat hızlı ilerleyen meteor, yerden 30 km yükseklikte patlamış ve Hiroşima'ya atılan atom bombasının 30 misli bir enerji ortaya çıkmıştı.
Bulgular antik çarpışmayı ortaya çıkardı
Çelyabinsk meteorunun parçaları incelendiğinde, güçlü çarpışmaların sonucunda eriyen ve tekrar katılaşan cama benzer bir yapının içinde saklı olan jadeit tespit edildi. Aşırı basınç ve sıcaklık altında ortaya çıkan jadeitin sunduğu bulguları birleştiren araştırmacılar, Çelyabinsk meteorunun çok eski zamanlarda 150 metre genişliğinde bir asteroidle çarpışmış olduğuna karar verdi.
Meteorun Dünya'ya ilerleyen göktaşlarını anlamak adına çok önemli veriler sunduğunu belirten Ozawa, "Çelyabinsk meteoru Dünya'ya çarpmış bir gök cismi olarak kabul edilebilir. İzlediği rota çok iyi bir şekilde tespit edildi" dedi.
Çelyabinsk'in öncesinde yakın tarihte izini en belirgin şekilde bırakan meteor çarpması, Sibirya'nın Tunguska Nehri bölgesine düşen göktaşı oldu. 2000 kilometrekarelik alanda 80 milyon ağacı deviren meteorun parçaları ilk kez geçtiğimiz yıl toplandı. Parçalar üzerinde yapılan araştırmalar henüz açıklanmadı.

Kaynak: Guardian

Nikola Tesla'nın Laboratuvar Yangını


Nikola Tesla, bir çok insanın kim olduğunu bırakın adını bile duymadığı, Dünyanın en önemli mucitlerinden birisidir. Parayı ve zenginliği değil, insanlık için yararlı olmayı hedefleyen Tesla'nın başına gelen en talihsiz olay işe şöyle:


Bir yaz ve arkadaşlarını hemen hiç görmediği bir kız daha geçmek üzereydi. Yoğun bir tempo ve kararlılıkla çalışmaya devam ediyordu. Zaman zaman deneyleri hiç umulmadık yönlere sapıyordu ama böyle zamanlarda da gülümseyerek, Lort Rayleigh‘ın uzmanlaşma hakkında verdiği açık tavsiyesini hatırlıyordu.
Sonra birdenbire felakete kamçısını şaklattı. 13 Mart 1859 sabahı saat 02:30′da, 33-35 South Fifth Avenue’daki laboratuvarda yangın çıkmıştı. İçinde bulunduğu altı katlı bina yerle bir olmuş, hasar ölçülemeyecek denli büyüktü. Kendisinin ve asistanı Kolman Czito’nun büyük emek sarf ederek yaptıkları deney aletleri, bulundukları dördüncü kattan ikinci kata inmişler, erimiş hurda metal yığınına dönmüşlerdi.

Hiç bir şey sigortalı değildi. Olsa bile kayıpları telafi edilemezdi. Bir milyon doların bile deneylerinin sonuçlarını geri getiremeyeceğini söylüyordu. Omuzları çökmüş, bitap ve üzgün bir halde sabahın ilk ışıkları ile birlikte laboratuvarından artakalanların yanından ayrılacak ve nereye gittiğini, zamanın nasıl geçtiğini fark etmeden, düşünmeden soğuk New York sokaklarını arşınlamaya başlayacaktı. Johnsonlar telaşla onu sık sık gittiği yerlerde aramaya konulmuşlardı.

Dünyanın dört bir yanından gazeteler trajediyi duyuruyorlardı: “Bir yaşam boyu süren çalışmaların meyveleri kül oldu.” “Dahinin alın teri silindi gitti.” Londra’da yayınlanmakta olan Electrical World en büyük kaybın mucidin bedensel çöküşü olduğunu yazıyordu. New York Sun’dan Charles A. Dana ise en büyük takdiri dile getiriyordu: “Nikola Tesla’nın laboratuvarının içindeki harikalarla birlikte meydana gelen yıkımı, kişisel bir felaket olmaktan çok uzaktır. Bu, bütün dünyanın talihsizliğidir. Şu kadarını söylemekle kesinlikle abartmış olmayacağız: Bu dünya üzerinde yaşayanlar arasında bu genç beyefendi kadar insanlık için önemli olan kişilerin sayısı bir elin parmakları, belki de tek bir elin parmağı kadar azdır.”

Radyo, telsiz enerji nakli ve güdümlü taşıtlar ya da sonradan X ışınları olarak anılacak olan efektler konusunda ve endüstri için büyük önem taşıyacak sıvı oksijen konusundaki çalışmalarında geldiği noktayı, ancak yakın asistanları bilebiliyorlardı. Muhtemelen ilk kattaki benzin nedeniyle çıkan yangın sırasında bütün binanın patlamasına yol açanda bu maddeydi.

En sonunda, yangının ertesi günü Katharine tarafından kaleme alınan duygusal bir mektup Tesla’ya kadar ulaşabilecekti. Onu her yerde aradıklarını ve bu “telafi edilemeyecek kaybı” yaşarken ona destek olabilmeyi umduklarını yazıyordu.

“Sanki yer yarıldı da içine girdin… Lütfen seni görmemize izin ver ki bu korkunç düşünce zihinlerimizden silinsin” diye yalvarıyordu. “Bugün bu felaketlerin boyutlarını daha içten idrak ettim ve gittikçe artan endişem nedeniyle, sana mektuplarla iletemeyeceğim gözyaşlarımı dökmekten bitap düştüm, sevgili dostum. Neden hemen bize gelmiyorsun, belki sana yardım edebilirdik. Sana destek olamayacak kadar şefkatten yoksun olduğumuzu düşünme…”

Davetlerini yanıtsız bırakan bu garip adamın hayatını ve mutluluğunu bu kadar çok etkilemesi onun için sorun değildi.

Kaynak: Kitap: Zamanın Ötesindeki Deha – Tesla, S.105 – 106

24 Mayıs 2014

Einstein'in korktuğu oldu! İşte Kuantum Bilgisayar


Kuantum fiziği prensipleriyle geliştirilen bilgisayarın içi uzay boşluğundan 150 kat daha soğuk. Bilgisayar bu sayede aşırı ısınma sorunu olmadan en karmaşık matematiksel denklemleri dahi çözme kapasitesine sahip. 15 milyon dolarlık sermaye ile kurulan Kanadalı D-Wave şirketinin geliştirdiği cihazın, bilgisayar dünyasında devrim niteliğinde olabileceği yorumları yapılıyor. 

Kuantum fiziğini temel alarak imal edilen bilgisayarda, atomların ve atomları oluşturan partiküllerin bileşimleri değiştirildi. Böylece geleneksel fizik kurallarının dışına çıktığı iddia edilen D-Wave cihazının aynı anda birden fazla karmaşık hesaplamayı yapabildiği söyleniyor. Ünlü bilimadamı Albert Einstein, bu tür bir cihazın geliştirilme ihtimali için "Çok ileride olabilecek ürkütücü bir adım" yorumunu yapmıştı. 

D-Wave'in ürettiği telefon kulübesinden biraz daha büyük boyutlarındaki bilgisayarın meziyetleri henüz tam olarak bilinmese de, dünyanın önde gelen teknoloji firmaları ve kuruluşları şimdiden yeni bilgisayarı incelemek için siparişlerini verdi. Google ve ABD uzay araştırmaları enstitüsü NASA'nın yanı sıra, dev savunma sanayi firması Lockheed Martin'in de kuantum bilgisayarı için sipariş verdiği belirtildi. 

Uzun süredir devam eden kuantum bilgisayarı geliştirme çabaları bugüne kadar başarısız olmuş ve test edilen cihazların istenen düzeyde veri işlemesi sadece kısa süreler için gerçekleşebilmişti. 'Süper bilgisayar'a ilgi artıyor Kanadalı D-Wave ise, önce kuantum bilgisayarını geliştirmek için projesini sundu, ardından da projeyi hayata geçirmek için yatırımcılardan finansman bulmak için yola çıktı. 

Amazon alışveriş sitesinin kurucusu ve sahibi Jeff Bezos ve ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA'in girişim sermayesi şirketi Q-Tel'in desteğiyle D-Wave, 100 milyon dolarlık kaynak toplamayı başardı. D-Wave'in CEO'su Vern Brownell amaçlarını şöyle anlatıyor: "Yola çıkarken hedefimiz çok netti. Olabilecek en kısa zamanda ticari açıdan anlamlı tam kapasite çalışan bir kuantum bilgisayarı üretmek." Şirketlere kuantum bilgisayarı teknolojisini sunmak istediklerini söyleyen Brownell, "Böylece daha önce çözümü imkansız olan problemler çözülebilecek" dedi. 

Kuantum bilgisayarlarının bireysel kullanıcılar için olmadığı belirtiliyor. Ancak bu bilgisayarların şirketlere sunacağı fırsatlarla herkesin hayatında değişiklik yaratabilecek potansiyele sahip olduğu da vurgulanıyor. Google yeni bilgisayarı yapay zeka gelişimi alanında kullanmayı hedefliyor. Ses tanımlama veya kredi kartı sahtekârlığını tespit etme gibi karmaşık sorunların çözümünde kuantum bilgisayarlarının giderek daha sık devreye girmesi bekleniyor.

Kaynak: BBC Türkçe

22 Mayıs 2014

Recm


Recm,
 zina fiilini işleyen evli erkek veya kadınlara uygulanan şeriat cezası. Recm ile ilgili tartışmalar mezhepler ve tarikatlar arası ayrılığa da neden olmuştur. Recm kelimesinin Kur'an'da taşlamakla eşanlamlı olarak değil, daha çok hor görmek, yalnız bırakmak gibi bir anlamda kullanıldığı tefsirlerde okunur.[1][2] Ancak İslam hukuku'nda recm, taşlama fiilinin karşılığı olarak kullanılmıştır. Recmkelimesi, bu yüzden, hemen hemen tüm dillerde, taşlama kelimesinin karşılığı olarak kullanılmasının yanında, Osmanlıca'ya da hukuk terimi olarak "zina yapan kadın veya erkeğin taşlanarak öldürülmesi" anlamında geçmiştir.

Recm etme yöntemleri

Recm cezası değişik sekillerde uygulanır:
1- Failleri toprağa göbeklerine kadar gömerek taşlamak suretiyle, veyâ gömmeksizin taşlamak suretiyle : ikrarlarından dönerlerse kaçabilmeleri için[3].
2- Faillerin üzerine taştan bir duvar devirmek suretiyle -hadise değil ictihada dayanan bir göruş-, eskiden bunun uygulandığına dair bilgiye, bilinen kaynaklarda rastlanmıyor.
3- Failleri yüksek bir yerden taşların üzerine atmak suretiyle -hadise değil ictihada dayanan bir göruş-, ki bununda eskiden uygulandığına daîr bilgiye, bilinen kaynaklarda rastlanmıyor.

İslam'da recm

İslamda Nikah yapılmaksızın yapılan cinsel birliktelikler Zina ve fuhuş olarak addedilir ve İslam nazarında meşru değildirler.[4] Zina şeriatta evlilik dışı ilişkiye giren erkek veya kadının, dört (erkek) şahit tarafından erkeğin penisinin kadının vajinasına girerken görülmeleri ya da cinsel ilişkilerini kendileri itiraf etmeleriyle tesbit edilir.[5][6][7] Hudud cezaları için şahitlerin yetişkin erkek olmaları vefasık olmamaları şarttır.
Kur'an'da konuyla ilgili tek bir ayet vardır ve burada "taşlayarak öldürme"den değil, döverek cezalandırmaktan bahsedilir. Recm şeriattahadislere dayandırılan bir cezalandırma şeklidir. Konu ile ilgili ayetler şöyledir:
  1. Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah dini hususunda sizi sakın acıma duygusu kaplamasın! Müminlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.
  2. Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra dört (erkek) şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkardırlar.[8]
  3. İnanmış hür kadınları nikâhlama genişliğine gücü yetmeyeniniz, ellerinizin altındaki genç, mümin köle kızlarından biriyle evlensin. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hep birbirinizdensiniz. O halde onları, ailelerinin izniyle nikâhlayın. Gizli dost edinmeyerek, zinadan uzak kalarak, iffetli hanımlar olmaları şartıyla onların mehirlerini örfe uygun bir biçimde verin. Evliliğe geçtikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınlara uygulanan cezasının yarısı uygulanacaktır.

Hadislerde zina meselesi

Recm cezası Muhammed bin Abdullah zamanında da uygulanmıştır. Bu sebeble recm ile ilgili birkaç Hadis bulunmaktadır. Kendi ikrarlarıyla dört vakıa (Maîz adında bir erkek, Cüheyneli bir kadın, Büreyde adında bir kadın ve adı verilmeyen bir genç, ki buna sopa vurulmuş çünkü nikahlı değilmiş) gerçekleşmiştir. Peygamber gelenleri her defâsında vaz geçirmeye çalışmıştır. Kaçan Mâiz adında birisi için, bıraksaydınız demiştir [9]. Kuran'da recm ile ilgili hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Yalnızca Ömer Fârûk tarafından recm ile ilgili bir ayet olduğu söylenmiş.[10] Bu ayetin okunması nesholunup hükmü devam etmiştir [11]. Recm cezası, islama göre dört erkek veya her bir erkek yerine iki kadın (Nur : 1-6), evli bulunan bir kimseyi kendisiyle evli olmadığı bir başka kişi ile ilişkiye girerken, yani erkeğin penisinin kadının vajenine gidiğini kesin görürler ve bunu mahkemede hakime (kadıya) çelişkisiz anlatırlarsa bu kimse recmedilir. Yoksa, suçu işlediği varsayılan kişiye uygulanamaz (fetevâ-i hindiye). Hattâ aynı yatakta yattılar diye bile, bu çok günah ise bile, bir kimse recm cezasına kesinlikle şer'an çarptırılamazdı. Zaten, zina edenin kendi ikrarına değilde dört şahitle uygulanan recm imkânsız sayılacak kadar az, mesela nübüvet döneminde hiç şahitlik vakası olmamasına karşın ve 600 yıl süren osmanlılarda sadece 1 kereye mahsus uygulanmıştır.[12]

Tevrat'ta recm

Yahudi şeriat kitabı olan talmutta konuyla ilgili hüküm şöyledir;
22: 22 Eğer bir adam başka birinin karısıyla yatarken yakalanırsa, hem kadınla yatan adam, hem kadın, ikisi de öldürülecek. İsrail'den kötülüğü atacaksınız.
22: 23 Eğer bir adam kentte başka biriyle nişanlı ergen bir kızla karşılaşır ve onunla yatarsa,

22: 24 İkisini de kentin kapısına götürecek, taşlayarak öldüreceksiniz. çünkü kız kentte olduğu halde yardım istemek için bağırmadı; adam da komşusunun karısıyla ilişki kurdu. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldıracaksınız.[13]

İncil'de recm

Yahudilerİsa'ya zina ederken yakalanmış bir kadın getirmişler ve Musa peygamberin bu gibilere recm cezası verdiğini ileri sürerek buna ne diyeceğini sormuşlardır. İsa onlara, "İçinizde günahsız olan önce taş atsın" deyince başta yaşlılar olmak üzere, birer birer dışarı çıkıp İsa'yı yalnız bıraktılar. Kadın ise orta yerde duruyordu.İsa doğrulup ona, «Kadın, nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı mı?» diye sordu.Kadın, «Hiçbiri, efendim» dedi. İsa, «Ben de seni yargılamıyorum» dedi. «Git, artık bundan sonra günah işleme!»[(Yuhanna 8/3-11).

Kaynaklar

  1. 1^ (Arapça)Câmi'ul Ahkâm'il Qur'ân, Kurtubî ; (Kur'an XXIX, Meryem, 46)
  2. 2^ (Arapça)ibn Kesîr tefsiri, (Kur'an XXIX, Meryem, 46)
  3. 3^ (Arapça)/(Türkçe) Büyük Şâfii Fıkhı. Dr. Mustafa el-Hin, Dr. Mustafa el-Buğa, Ali eş-Şerbeci. Tercüme : Ali Arslan. Huzur Yayınevi. Hadler / Zinanın cezası / Recm Cezası Nasıl Tatbik Edilir?
  4. 4^ Recm ayetleri, Hadis'leri (1)
  5. 5^ (Arapça)/(İngilizce)Kitab al hudud, n°4198 de Sahih Muslim
  6. 6^ (Arapça)/(Türkçe) Büyük Şâfii Fıkhı. Dr. Mustafa el-Hin, Dr. Mustafa el-Buğa, Ali eş-Şerbeci. Traducteur : Ali Arslan. Huzur Yayınevi. Hudûd, La peine pour la relation extra-conjugale, Comment appliquer la peine ?
  7. 7^ (Arapça)Jâmi'ul Ahkâm'il Qur'ân, Qurtubî ; (Cor. XXIV, La Lumière : 2)
  8. 8^ Nur Suresi, Ayet:1-5, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Meali
  9. 9^ (Arapça)/(İngilizce)Kitab al hudud, n°4202 ve saire Sahih-i Muslim
  10. 10^ {ar}/{en}Kitab’ül Hudûd, hadis n°4194
  11. 11^ Abdi'l Latifi'z Zebidi, Sahih-i Buhari Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercümesi ve şerhi, Ankara, Tercüme ve Şerh eden Kamil Miras,1984 (Yedinci Baskı), Cilt 12, sayfa 409
  12. 12^ M.1680'da IV. Mehmed döneminde, kadı Rumeli Kazaskeri Beyazizade Ahmet Efendi tarafından zina eden iki kimse için recmile hükmedilmiş. kadın müslüman olup Aksaraylı Abdullah Çelebi'nin eşiymiş, erkekse bir yahudi imiş. Sarayda bu hüklüm bir ilk olunca tartışmalar olmuş. Murat Bardakçı, Hürriyet 30/08/2002.
  13. 13^ Tesniye, 22/22-24

18 Mayıs 2014

ZEKİ İNSANLARIN EN BELİRGİN 8 ÖZELLİĞİ

ZEKİ İNSANLARIN EN BELİRGİN 8 ÖZELLİĞİ

Zaman zaman sorulur, zeki insanların özellikleri nelerdir? İsterseniz 8 tane özelliğini inceleyelim… 

1) Zeki insanlar naziktirler ve nezaket kurallarına uyarlar. İnsancıl yönleri fazladır ve karşılarındakine değer verirler. Hangi zeki insanı araştırırsanız araştırın, nazik olduğunu görürsünüz.

2) Zeki insanların duyguları çok yoğundur. Mantıksal gelişim aynı zamanda duygusal gelişimi de etkileyecektir. Bu duruma göre çocuk kalmayı başarmış insanlar daha zekidir gibi bir sonuca ulaşabiliriz, çünkü çocuklar duygularını çok yoğun yaşarlar.

3) Özelliklerinden bir tanesi çok büyük fiziksel enerjiye sahip olmalarıdır. Bu doğuştan gelen bir enerji modellemesi olmayıp, tamamen kendini adapte ettiği konuyu tamamlamak için saatlerce çalışması gerektiği bilincine sahip olmasıdır. Bunun sonucu olarakta irade ve kalp koordineli bir şekilde enerjiyi temin için çalışırlar.

4) Üstün zekalı insanların diğer bir özelliği ise hem zeki görünüşlü olmaları ve hem de doğal görünmeleridir. Hem zekalarını belli ederler ve hem de çocukça bir yapıyla hareket ederler. Bu nedenden dolayı da sorgulanırlar; bu kişi gerçekten zeki mi?

5) Zeki kişiler hem disiplinle ve hem de oyun oynar tarzda işlerine eğilirler. Yaptıkları işi büyük bir ciddiyetle yaparlar, ancak oyun havası da vererek yaptıkları işten büyük bir zevk alırlar.

6) Zeki kimseler hem gerçek dünya ile bağlarını koparmazlar ve hem de hayal dünyası içinde yaşarlar. Ürettikleri şeyler gerçek dünyada kullanılacaktır, ancak olmayan şeyleri üretmek zorundadırlar. Normal insanlara göre üstün zekalı insanların düşünceleri fantastiktir, ancak bilimsel çalışmalar fantastik hayaller sonucu ortaya çıkmaktadır.

7) Üstün zekalı insanlar son derece inatçı yapılı kimselerdir. Başarısızlıkta asla yılmazlar ve asla pes etmezler. Düşünsenize, Edison ampulü bulmadan önce binlerce sefer deneme yapmıştır ve asla pes etmemiştir Sonunda da başarıya ulaşmıştır.

Üstün zekalı insanlar lider ruhlu insanlardır. Genellikle her konuda söyleyecekleri şeyler olduğu için her türlü insana hitap edebilirler. Sevecen ve babacan bir tavırları vardır. Genellikle öğrenciliklerinden itibaren lider ruhlu özellikleri belirginleşir.

17 Mayıs 2014

Kendini onaran plastik geliştirildi!

“Science” dergisinde yayımlanan çalışmaya göre yeni plastik, 3 santimetre genişlikteki delikleri bile onarma kapasitesine sahip.


Illinois Üniversitesi araştırmacıları, yeni plastiğin hasar gören bölgelere onarıcı kimyasalları gönderen incecik borulardan oluşan bir ağa sahip olduğunu açıkladı.

Bilim adamları, yeni plastikten üretilecek cep telefonu ekranlarındaki çatlakların, tenis raketlerindeki kırıkların, su borularındaki deliklerin kendini onaracağını belirtti.

Doğada kendini iyileştiren bitki ve hayvanların özelliklerini bilim dünyasına uyarlamak için yıllardır uğraş veren bilim adamları, ilk kez 2001′de ilerleme kaydedebilmişti. Illinois Üniversitesi’nden Prof. Dr. Scott White ile ekibi, onarıcı bir sıvı taşıyan mikroskobik kapsüllerden oluşan bir polimer geliştirmişti. Polimer çatladığında, içindeki kapsüllerde bulunan kimyasal madde dışarı salınıyor ve çatlakları onarıyordu. Ancak plastiğin kendini onarma kapasitesi, çok küçük hasarlarla sınırlıydı.

Prof. White ile ekibi, bu kez daha büyük hasarları onaran bir plastik geliştirmek için insan bedenindeki ana ve kılcal damarları örnek aldıklarını belirtti.

Kılcal damarlara benzeyen kanallardan bir ağ geliştiren ekip, hasar gören bölgeye iki ayrı kanaldan onarıcı kimyasal madde göndermeyi başardı. İki aşamalı onarım sürecinde önce çatlak ya da deliğin çevresine bir jel gönderiliyor. Jel, zamanla katılaşarak katı ve sağlam bir yapı oluşturuyor. 35 milimetrelik bir bölge, 20 dakikada onarılıyor ve üç saat içinde de mekanik işlevlerini geri kazanıyor.

Yapılan testler, plastiğin işlemin ardından eski gücünün yüzde 62′sini yeniden kazandığını gösterdi.

Güneş'in kayıp kardeşi bulundu

Gökbilimciler, 'Güneş'in kardeşi' olarak nitelendirdikleri yeni bir yıldız keşfetti. Yıldızın Güneşle aynı gaz ve toz bulutundan doğduğuna neredeyse emin olan araştırmacılar, yeni keşif sayesinde önemli bilgilere ulaşmayı amaçlıyor.



ABD'nin Texas Üniversitesi'nden Ivan Ramirez'in başını çektiği ekip, Güneş'in 'ilk kardeşini' tanımlamayı başardı. Dünya'dan 110 ışık yılı mesafede, Herkül takımyıldızında yer alan HD 162826 adı verilen yıldız, Güneş'in oluşumu ve Güneş Sistemi'nin nasıl yaşama olanak veren şartlara sahip olduğu hakkında önemli yeni bilgiler sunabilir.
The Astrophysical Journal dergisinin haziran sayısında yayımlanacak araştırmada, Güneş'ten yüzde 15 daha büyük olduğu belirtilen HD 162826, gece karanlığında Çalgı takımyıldızının en parlak yıldızı Vega'nın yanında görülebiliyor.
Ramirez, "Nerede doğdumuzu bilmek istiyoruz... Eğer Güneş'in Samanyolu'nun hangi kısmında oluştuğunu anlayabilirsek, Güneş Sistemi'nin ilk zamanlarını daha iyi anlayabiliriz ve nasıl hayat bulduğumuz sorusuna ışık tutabiliriz" ifadesini kullandı.
Ramirez, Güneş'in keşfedilmeyi bekleyen kardeşlerinin hayat barındıran gezegenlere sahip olabileceğini belirterek, doğdukları yerlerde yaşanan şiddetli çarpışmaların Dünya'ya ilkel yaşamı taşıyan kozmik parçalar koparmış olabileceğini söyledi.

Dünya dışı yaşam için yeni adaylar
Ramirez ve ekibi, Güneş'in kardeşi olabileceği düşünülen toplam 30 yıldız inceledi. Yıldızlardan 23 tanesi McDonald Gözlemevi'nde bulunan Harlan J. Smith Teleskobu'yla; yedi tanesi de Şili'deki Las Campanas Gözlemevi'ndeki Clay Magellan Teleskobu'yla gözlemlendi. Tüm gözlemlerde yıldızların kimyasal yapısını anlamak amacıyla yüksek çözünürlüklü spektroskopi kullanıldı.
Rus araştırmacıların da destek verdiği araştırmada yıldızların yörüngeleri de dahil birçok faktörü gözden geçiren gökbilimciler, McDonald Gözlemevi tarafından 15 yıldan fazladır takip edilen HD 162826'yı Güneş'in kardeşi olduğunu tespit etti.
Ramirez, 'Gaia' adlı çalışmada elde ettikleri verilerle Güneş'in yeni kardeşlerini bulmak için araştırmalara devam edeceklerini belirtti. Güneş'in doğduğu yıldız kümesinin aradan geçen 4.5 milyar yılda dağıldığını belirten Ramiez, burada oluşan yıldızların Samanyolu'nun dört bir yanında konumlandığını ifade etti.
Gökbilimciler, Gaia benzeri her yeni araştırmada inceleyebilecekleri yıldız sayısının 10 bin artacağını tahmin ediyor. Ramirez kimyasal özellikler başta olmak üzere belli faktörlerin kendilerini doğru hedeflere yönlendireceğini belirtti.

Kaynak: Sciencedaily

Bebekliğimizi bu yüzden unutuyoruz!

Bilim insanları, bebekliğimize ait anıları neden hatırlayamadığımızı açıklamayı başardı. Kemirgen türleri üzerinde yapılan deneyler, gelişmekte olan beyinlerdeki değişimin unutkanlığa neden olduğunu belirledi.


Yeni bir araştırma, 3 yaşındaki bir çocuğun birkaç yıl sonra neden tüm anılarını unuttuğunu bilimsel olarak açıklamayı başardı. Kemirgenler üzerindeki deneyler, çok genç beyinlerin gelişimi esnasında sürekli oluşan yeni hücrelerin anılarını saklayan sinirleri 'karman çorman ettiğine' işaret etti.
Science dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, insanların da dahil olduğu bazı memeli türlerinde beyindeki hücre oluşumunu temsil eden nörojenez birçok türe kıyasla çok daha hızlı gerçekleşiyor. Dahası hücre oluşumu beynin en çok hafıza ve öğrenmeyle ilgili olan hipokampüs kısmında yaşanıyor.
Nörojenez genelde beynin daha iyi öğrenmesini sağlıyor ve hafızayı güçlendiriyor. Ancak yapılan yeni araştırma, çok genç beyinlerde yaşanan yüksek orandaki hücre doğumunun beklenenin aksine unutkanlığa neden olduğunu ortaya çıkardı. Oluşan yeni hücreler, hafızayı saklayan yeni hücrelerin yerine geçiyor ve hayatımızın ilk yıllarına ait anıları da alıp götürüyor.

Beynin hafızayı koruma yeteneği gözlemlendi
Bilim insanları bebeklik anılarının nasıl silindiğine dair araştırmada, ilk olarak farelere elektrik akımı vererek bir yer ile bağlantılı hafıza oluşturdu. Ardından nörojenez oranları değiştirilerek hafızanın değişimi gözlemlendi.
Haftalarca tekerlek içinde koşturularak veya ilaç verilerek nörojenez süreci hızlandırılan farelerde hafızanın azaldığı görülürken, nörojenez oranının yavaşlatılması farelerin hafızalarını daha iyi korumalarını sağladı.


Hipokampüste oluşan yeni sinirler beyaz renkli olarak görülüyor [Fotoğraf: Jason Snyder].

Farelerdeki yeni hücre oluşumunun yavaşlatılmasıyla hayvanların anılarını çok daha iyi hatırladığını gözlemleyen araştırmacılar, buradan yola çıkarak bebeklerin neden tüm anılarını kaybettiklerini de anlamış oldu.
Araştırmada farelerin dışında iki yetişkin kemirgen türü daha kullanıldı. Kobay faresi ile Şili kökenli 'degu' üzerinde yapılan gözlemler ilk deneydeki sonuçları doğruladı. Her ikisi de doğuştan düşük nörojenez oranına sahip olan iki canlının, bebeklikte ortaya çıkan hafıza kaybını yaşamadığı görüldü. Ancak nörojenez oranı dış etkenlerle artırıldığında her iki canlının da hafıza kaybı yaşadığı görüldü.
Kanada'nın Toronto kentindeki "Hasta Çocuklar Hastanesi"nden Sheena Josselyn'in başını çektiği araştırma hakkında yorumda bulunan Columbia Üniversitesi öğretim görevlisi Mazen Kheirbek, 'hafıza değişiminin yeni hücrelerle kazanılan yeni öğrenme yeteneği olabileceğini' ifade etti. Kheirbek yeni hücrelerin eskilerinin yerini alırken, gelişen hafıza yeteneğine karşılık eski anıları sildiklerini ifade etti.
Bilim insanları araştırmalarında hafıza ile ilgili bir boşluğu doldursa da, hafızanın dil yeteneği veya duygusal oluşum ile bağlantılı yönlerine dair yeni bilgiler sunmadı.

Kaynak: Vox.com

Buzullardaki erime durdurulamayacak noktada

NASA liderliğinde yapılan araştırma, Batı Antarktika’da eriyen buzulların geri döndürülemez biçimde çekildiğini ve erimeyi hiçbir şeyin engelleyemeyeceğini ortaya koydu.



Amundsen Körfezi’nde altı büyük buzul akıntısı üzerinde 40 yıl boyunca yapılan gözlemlerin incelendiği araştırmada, hiçbir şeyin buzulların erimesini durduramayacağı sonucuna varıldı.

Bilim adamları, buzulların gerçekten yok olması halinde, küresel deniz seviyesinin kabaca 1 metre 20 santimetre yükseleceği görüşünü savundu.

Profesör Eric Rignot'nun verdiği bilgiye göre, ılık okyanus suyu buzulların ön cephelerini durmaksızın aşındırıyor ve bölgede deniz yatağının geometrisi, erozyonun şu anda kontrolden çıkmış bir süreç içinde olduğunu gösteriyor.

Rignot, çekilmenin dünya çapında deniz seviyesinin yükselmesine büyük katkısı olacağını, deniz seviyesini 1 metre 20 santimetre kadar yükselteceğini, aynı zamanda Batı Antarktika Buz Tabakası’nın bitişik bölümlerine etki ederek, deniz seviyesindeki bu yükselişi üç katına çıkarabileceğini belirtti.

Eric Rignot, bölgedeki buzulların arkasında bariyer görevi görecek ve çekilmeyi engelleyecek büyük bir tepenin var olmadığına dair yeni bir kanıt sunduklarını ifade ederek, "Bu nedenle bu bölümde buzulların kaybolmasının durdurulamaz olduğu sonucuna vardık" dedi.

NASA’nın kriyosfer programı uzmanlarından Tom Wagner da "Söz konusu altı buzul için eşiğin geçildiği açık" derken, sonuçların bilgisayar simülasyonlarına ya da sayısal modellere değil gözlemlerin yorumlanmasına dayandığına dikkati çekti.

Amundsen Körfezi, dünyanın en büyük ve en hızlı hareket eden bazı buzullarına sahip.

Kaynak: AA

14 Mayıs 2014

Yapay DNA’ya sahip ilk canlı laboratuvar ortamında oluşturuldu

Bilim insanları yapay DNA'ya sahip ilk organizmayı üretmeyi başardı. Bilindiği gibi her organizmanın genlerinde DNA bulunur. Bu DNA'nın yapısını oluşturan sarmal iplik çiftleri birbirlerine A,T, G ve C olarak bilinen dört farklı bazla bağlıdırlar. Bu yeni organizmaya araştırmacılar X ve Y adını taktıkları iki yeni baz eklediler. Böylece bildiğimiz kadarıyla evrimin milyarlarca yıllık süreci boyunca ne Dünya'da ne de evrenin geri kalanında eşi görülmemiş bir DNA formu yaratıldı. Dikkat çekici bir şekilde yarı-yapay organizma olağan bir şekilde kendini çoğaltmayı başardı ve bunu yaparken de yeni yapay DNA'sını korumayı başardı. Gelecekte, bu çığır açıcı gelişme yüksek gelişmişlik düzeyine sahip canlıların yaratılmasını da sağlayabilir. Dört bazlı DNA'nın asla izin veremeyeceği garip ve mucizevi şekilde davranışlar sergileyen bakteriler, hayvanlar ve insanlar…
Tamamlanması 15 yıl süren bu çalışma bugün (7 Mayıs) Nature dergisinde yayımlandı (doi:10.1038/nature13314 ).  Sıradan DNA'da karşılıklı iplikçikler sarmal çifti oluşturarak birleşirler. Bu iplikçikler birbirlerine dört farklı baz ile bağlıdırlar, adenin (A), timin (T), sitozin(C), ve guanin (G). A her zaman T ile bağ yapar, C ise her zaman G ile eşlenir. Böylece baz dizilimleri ile oldukça basit bir "dil" oluştururlar. Birkaç düzine eşlemeyi uzun bir DNA iplikçiği oluşturacak şekilde yanyana geitirirseniz bir gen elde etmiş olursunuz. Bu genler organizmaya belli bir proteini nasıl üreteceğini söyler. Eğer bir iplikçikteki bazların sıralanışını biliyorsanız, yukarıdaki kuraldan hareketle, karşıdaki iplikçiğe ait bazların dizilimini de bilmiş olursunuz. Bu "bütünleyicilik" DNA sarmalının tam ortadan bölünerek kendisini kopyalayabilmesini sağlar. Bu da yaşama ait en önemli işlemdir.
Bu yeni çalışmada, Scripps bilim insanları E.coli bakterisinin DNA'sına yeni baz çiftlerini eklemenin bir yolunu buldular. X ve Y harfleri ile gösterilen bu bazların asıl kimyasal isimleri "d5SICS" ve "dNaM". Bu çalışmayı öncülleyen test tüpü çalışmalarında bu iki kimyasalın DNA'yı ikiye bölen ve onu kopyalayan enzimlerle uyumlu oldukları bulunmuştu. "O tarihlerde bu baz çiftlerine sahip organizmalara ilerleyebileceğimizi düşünmemiştik," diyor Denis Malyshev, araştırma raporunun yazarı. Ne iyi ki yanılmışlar.
Nature dergisinde tamamıyla yayınlanan rapor, araştırmanın detaylarını öğrenmek isteyenler için okumaya değer. Burada ise özet geçeceğim. Önce, bilim adamları bir E.coli bakterisini yeni kimyasalları (d5SICS ve dNaM) hücre zarından geçecek şekilde değiştirdiler. Sonra bir XY çifti içeren DNA plazmidini (küçük bir DNA ilmeği) hücrenin içine soktular. Dış ortamda X ve Y kimyasalları bulunduğu sürece bakteri alışılagelmiş bir biçimde kendini kopyaladı. Her kopya yapay DNA'nın bir kopyasını kendi içinde bulundurdu. Çalışma süresince bu kopyalama işleminin neredeyse bir hafta boyunca sorunsuz işlediği görüldü.
Şu anda insan eliyle DNA'ya eklenen XY çifti hiçbir işe yaramıyor: oturmuş, sakin bir şekilde DNA içinde beklemekte, koyalanmaya hazır. Bu haliyle, biyolojik veri depoları olarak kullanılabilirler. Böylece yüzlerce terabayt veri bir gram yapay DNA içinde saklanabilir. Araştırmayı yöneten Floyd Romesberg'in ise daha büyük hedefleri var. "Eğer sadece dört harfle yazılmış bir kitaba bakıyorsanız çok sayıda ilginç öyküler okuyamazsınız," diyor Romesberg. "Eğer elinize daha fazla harf verilirse yeni kelimeler icat edebilir, böylece bu kelimeleri kullanarak kimsenin duymadığı anlatılar oluşturabilirsiniz."
Şu anda Romesberg'in hedefi yapay DNA'nın bir işe yaraması. Doğada bulunmayan amino asitler (ve böylece proteinler) üretebilmek yapılabileceklerden biri. Eğer Romesberg ve onun ortakları bu işi başarırlarsa hücre mühendisliğinin önü aniden açılacaktır. Kanser hücrelerini hedef alan proteinler üreten, veya florasanlı mikroskopiye yardımcı özel amino asitler üreten, veya mucizevi ilaç/gen terapileri yapabilen yeni ve daha önce görülmemiş canlı organizmalar üretilebilir.
En ileriki aşamada düzinelerce (hatta yüzlerce) farklı baz çiftlerine sahip tamamen yapay canlılar yaratılabilir. Bu canlılar sınırsız karmaşıklıktaki amino asit ve proteinlerin kaynağı olarak işlev görebilirler. Bu noktada, bayanlar baylar, dört milyar yıllık evrimi baştan yazmış olacağız. Süreç sonunda ortaya çıkan canlılar tanımlanamaz olacaktır. İşlevleri ise beyaz önlüklü yaratıcı insanın hayal gücü ile sınırlı olacaktır.
Kaynak: extremetech.com

Dünyadan Soma'ya mesaj yağdı

Soma'da meydana gelen maden kazası sonrası dünyadan adeta taziye mesajı yağdı...
ABD: GÖNLÜMÜZÜN EN DERİN YERİNDELER

ABD Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, Soma ilçesinde özel bir maden işletmesinde meydana gelen faciayla ilgili büyükelçiliğin Twitter adresinden açıklama yaptı.

ABD Büyükelçisi, Amerikan halkı adına taziyelerini sunduğunu söyledi. Haberleri büyük bir üzüntüyle izlediklerini belirten Ricciardone, “Mahsur kalanların kurtarılmasını umuyoruz. İşçiler gönlümüzün en derin yerinde.” diye konuştu.

ALMAN BÜYÜKELÇİ: YANINIZDAYIZ

Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Eberhard Pohl ise, "Bu zor saatlerde kurbanların ailelerinin acısını paylaşıyorum. Madende mahsur kalan işçiler ve ailelerin yanındayız" dedi.

İSRAİL RESEPSİYONU İPTAL EDİLDİ

İsrail Büyükelçiliği Sözcülüğü maden faciasıyla ilgili açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “İsrail devleti ve halkı, Türk halkının acısını içtenlikle paylaşır, ölenlere rahmet, acılı ailelere sabır yaralılara acil şifa dilerken; mahsur kalan işçilerden olumlu haber almayı ümit eder” ifadeleri kullanıldı.

İsrail devletinin kuruluşu nedeniyle yapılacak resepsiyon da iptal edildi.

İSPANYA: YARALAR EN KISA ZAMANDA SARILSIN

İspanyol hükümeti Soma’da hayatını kaybedenler için bir taziye mesajı yayınladı.

Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yayımlanan mesajda: ‘Manisa'nın Soma ilçesindeki kömür madeninde meydana gelen patlamada, 200'den fazla kişinin hayatını kaybettiğini ve onlarca kişinin de yaralandığını öğrenmiş bulunmaktayız. Bu elim kazadan dolayı İspanyol hükümeti, İspanyol halkı adına, Türkiye'deki yetkililere ve Türk halkına taziyelerini iletmek ister. İspanya, halen maden altında bulunan kişilerin kurtarılması operasyonunun olumlu sonuçlanmasını ve yaraların en kısa sürede sarılmasını temenni eder." denildi.

PUTİN BAŞSAĞLIĞI DİLEDİ

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Soma'da maden ocağında yaşanan patlama sonucu hayatını kaybedenler için Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakanı RecepTayyip Erdoğan'a başsağlığı diledi.

Aynı zamanda, Rusya Devlet Başkanı yaptığı açıklamada, hayatını kaybedenlerin yakınlarına baş sağlığı diledi, yaralananların ise en yakın zamanda iyileşmeleri dileğinde bulundu.

BAKÜ BÜYÜKELÇİLİĞİ'NDE BAYRAKLAR YARIYA İNDİRİLDİ

Soma'da hayatını kaybedenler için Türkiye'nin Bakü Büyükelçisi İsmail Alper Coşkun basın toplantısı düzenledi.

Yaşanan faciada hayatını kaybeden vatandaşların aile ve yakınlarına başsağlığı dileyen Coşkun, "Türkiye Cumhuriyeti için çok hüzünlü bir gün oldu. Telefonda gözyaşlarına hakim olamayan Azerbaycanlı kardeşlerimiz oldu" dedi. Yurtdışındaki vatandaşlar olarak bu acıyı derinden hissettiklerini ifade eden Coşkun konuşmasına şöyle devam etti:

"Olay ortaya çıktığı andan itibaren Azerbaycanlı devlet yetkilileri ve vatandaşlar, mesaj ve telefonlarıyla bize güç ve destek verdi. Bakü Büyükelçiliği, Nahçıvan ve Gence başkonsolosluklarımızda bayraklar yarıya indirildi. Büyükelçilikte de taziye defteri açtık. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de, Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a taziye mesajı göndererek desteklerini ifade etti. Kendisine şükranlarımı sunuyorum."

FRANSA: YARDIMA HAZIRIZ

Elysee Sarayı tarafından yayınlanan mesajda, Cumhurbaşkanı Hollande’ın, Soma ilçesindeki maden ocağında meydana gelen patlamada 200'den fazla madencin hayatını kaybettiğini derin üzüntüyle öğrendiği belirtildi. Olayın üzüntüye neden olan büyük bir trajedi olduğu belirtilirken, Fransa Cumhurbaşkanı'nın Başbakan Erdoğan'a Fransa’nın Türkiye’ye dayanışma ve desteğini ilettiği kaydedildi.

Ayrıca Fransa Cumhurbaşkanı,Türkiye’den talep gelmesi halinde Fransız arama kurtarma ekiplerinin de yardıma hazır bulunduğunun altını çizdi.

(Ajanslar)

13 Mayıs 2014

Soma'da Maden Kazası (2014) - Canlı Yayın



Manisa'nın Soma İlçesi'ndeki Soma Holding'e ait olan kömür madeninde trafo patlaması nedeniyle yangın çıktı. Soma kaymakamı Mehmet Bahattin Atçı en az 200-300 işçinin madende mahsur kaldığını açıkladı. Soma itfaiyesi yetkilileri, trafo patlaması meydana gelen madenden 5 işçi kurtarıldığını, 3 işçinin ise hayatını kaybettiğini bildirdi. Soma'da maden ocağındaki yangın sonrası madenin içinde mahsur kalan işçilerden bazıları sağ olarak çıkarılmaya başlandı.

Soma'da Soma Holding'e ait bir kömür ocağında meydana gelen patlama nedeniyle çok sayıda işçi mahsur kaldı. Ege Bölgesi’ndeki kömür işletmelerine ait bütün arama kurtarma ekipleri Soma’ya yönlendirildi.

Soma'da maden ocağındaki yangın sonrası madenin içinde mahsur kalan işçilerden bazıları sağ olarak çıkarılmaya başlandı.

Eynez mevkisindeki bir maden ocağında trafoda çıkan yangın sonrası yerin 2 kilometre altında mahsur kalan işçileri kurtarmak için uzman ekiplerin çalışması devam ederken, mahsur kalanlardan bazıları arama kurtarma ekiplerince çıkartılmaya başlandı.

Madenden çıkan her işçi, yakınları tarafından alkışlarla karşılandı. İşçilerin bir bölümünün yürüyerek çıktığı, sedyeyle çıkarılan bazı işçilerin ise hayati tehlikesinin bulunmadığı gözlendi. Çıkarılan işçiler, maden önünde bekletilen ambulanslarla hastanelere sevk ediliyor.

Bu sırada çok sayıda işçi ailesinin madenin önüne yığılması nedeniyle güvenlik görevlileri kalabalığı dağıtmaya çalışıyor. Çok sayıda işçi yakınının madene ulaşmak üzere yola çıkması nedeniyle ilçe merkezi ile maden arasındaki 30 kilometrelik yolda konvoy oluştu.

Maden önünde bekleyen bazı işçi yakınlarının dua ettiği bazılarının da fenalaştığı gözlendi.i

MAHSUR KALAN İŞÇİLERİN YAKINLARI SOMA DEVLET HASTANESİNE AKIN ETTİ

KAYMAKAM: 200-300 İŞÇİ MAHSUR KALDI
Soma Kaymakamı Mehmet Bahattin Atçı, ilçedeki özel bir madende elektrik trafosunda çıkan yangın sonucu madenin içinde bulunan 200-300 kadar işçinin mahsur kaldığını, hastaneye kaldırılan 10 işçiden üçünün hayatını kaybettiğini söyledi. Gazetecilere açıklama yapan Atçı, Eynez mevkiisinde özel bir şirketin işlettiği madenin elektrik trafosunun yanması sonrası duman nedeniyle madenin içindeki 200-300 işçinin mahsur kaldığını söyledi.

Atçı, "Şu anda kurtarma çalışmaları devam ediyor. Bir vardiya işçi, 200-300 civarında içeride, bu işçilerden 10 tanesi çıkarılabildi, hastanelere sevk edildi. Üç tanesinin vefat ettiği bilgisi geldi" dedi.

AK PARTİLİ YURTTAŞ ÖNCE '20 İŞÇİ ÖLDÜ' DEDİ SONRA DÜZELTTİ
AK Parti Manisa Milletvekili Muzaffer Yurttaş, Soma'da maden ocağındaki yangında 20 işçinin öldüğünü, 200'e yakın kişinin yaralandığının tahmin edildiğini söyledi. Yurttaş, yaptığı açıklamada, Manisa Sağlık Müdürlüğü bünyesinde kurulan kriz merkezinden edindiği bilgiye göre, madenden dumandan zehirlenmesi ve yanıklar sonucu 20 işçinin ölü olarak çıkarıldığını bildirdi.

Madenden şu ana kadar hastaneye 30'a yakın kişinin hastanelere sevk edildiğini, 1'i dışında bu yaralıların hayati tehlikesinin bulunmadığını anlatan Yurttaş, "Madenin içinde 200'e yakın dumandan etkilenen işçi olduğunu tahmin ediyoruz. Kurtarma çalışmaları devam ediyor. Manisa, İzmir ve Balıkesir'deki tüm hastaneler hazır hale getirildi. 1 helikopter ambulans olay yerine sevk edildi."

Bölgedeki madenlerde zaman zaman göçük ve benzeri konularda kazalar yaşandığını, madenciliğin bu tür riskleri barındırdığını, önlem alınmasına rağmen böyle olayların önüne geçilemediğini dile getiren Yurttaş, "İncelemeler yapılacaktır, sorumlusu varsa ortaya çıkarılacaktır" dedi.

YURTTAŞ: YANLIŞ BİLGİ VERİLDİ
Muzaffer Yurttaş bu açıklamasının ardından, ilk etapta kendisine 20 işçinin öldüğü bilgisinin geldiğini ancak bunun yanlış olduğunu öğrendiğini belirterek, şu anda ölü sayısının 3 olduğunu söyledi.

SOMA İTFAİYESİ: 3 KİŞİ ÖLDÜ, 5 KİŞİ KURTARILDI

Öte yandan Soma itfaiyesi yetkilileri, trafo patlaması meydana gelen madenden 5 işçi kurtarıldığını, 3 işçinin ise hayatını kaybettiğini bildirdi.

11 Mayıs 2014

Uzay kapsülüne 1 milyon Euro

Sovyetler Birliği döneminden kalma bir uzay kapsülü 1 milyon Euro'ya satıldı.


Merkezi Almanya'nın Köln kentinde bulunan Lempertz Müzayede Evi tarafından Brüksel'de düzenlenen açık artırmada, uzay yolculuğu tarihine ait bazı önemli eşyalar satışa sunuldu.
Bunlardan biri "Voswraschtschajemi Apparat" (dönüş kapsülü) adı verilen bir uzay kapsülüydü. 2.2 metre yüksekliğindeki ve yaklaşık 2 ton ağırlığındaki kapsül, 1970'li yıllarda 3 kozmonotu uzaya taşımıştı.
Müzayede öncesi kapsülün elden geçtiği ve boyandığı belirtildi.

Açık Yıldız Kümesi: NGC 290

Bu, bir açık yıldız kümesi olan NGC 290…

Açık yıldız kümelerinde yer alan yıldızlar, aynı bulutsu (nebula) içinde oluşmuş ve kütleçekim yoluyla birbirine “gevşekçe” bağlı yıldızlardan meydana gelir. Kümeyi oluşturan irili ufaklı yıldızlar bir arada oluştukları için aynı yaşa sahiptirler ve hepsi çok gençtir.
Gevşekçe birbirine bağlı olduğunu söylediğimiz bu yıldızlar, zaman içinde dağılarak galaksiye saçılacakları için, yıldız kümeleri malesef fazla uzun ömürlü olmuyorlar. Bir zamanlar bizim Güneş’imiz de böylesi bir yıldız kümesinin üyesiyken, oldukça uzun süredir yalnız, başıboş bir yıldız olarak hayatını sürdürüyor.
Hubble Uzay Teleskobu tarafından görüntülenen NGC 290, tahminlerinizin aksine bizim galaksimiz Samanyolu’nda değil, komşu cüce galaksi Küçük Magellan Bulutu içinde yer alıyor. Bu da doğal olarak, bizden 200 bin ışık yılı uzakta olduğu anlamına geliyor.
Kaynak: Kozmik Anafor

6 Mayıs 2014

Asteroid Dünya'yı sıyırıp geçti!

Dünya, Şubat ve Mart aylarında yaşanan asteroid tehdidinin bir benzerini haftasonunda da yaşadı. Gökbilimciler, bir asteroidin Dünya'ya 300 bin km yaklaştığını açıkladı.



Asteroid tehdidine karşı geliştirilecek teknolojilerin tartışıldığı günümüzde, gök taşları Dünya'yı ziyaret etmeye devam ediyor. Şubat ve Mart aylarında yaşanan gözlemlerin ardından, hafta sonunda da otobüs büyüklüğündeki bir asteroidin Dünya'nın yakınından geçtiği belirtildi.
HL 129 adı verilen asteroid, Cumartesi günü Dünya'ya 300 bin kilometre yaklaştı. Ay'ın yörüngesinden geçen 7.5 metre genişliğindeki gök cismi, Cumartesi günü TSİ 10.13'te Dünya ile arasındaki mesafeyi en aza indirdi.
HL 129, Uluslararası Astronomi Birliği'ne bağlı gökbilimciler tarafından geçtiğimiz Çarşamba günü tespit edildi. NASA'nın Dünya'ya Yakın Nesne Programı gibi tehdit oluşturabilecek asteroidleri tespit etmeyi amaçlayan çalışmalar olsa da, Dünya'ya yaklaşan gök cisimlerinin birçoğu son ana kadar görülemiyor.
'Şans eseri kurtulduk'
NASA emeklisi astronot Ed Lu, Wired dergisine yaptığı açıklamada, 'Dünya'nın 2014 başlarında çok büyük felakete neden olabilecek bir çarpışmadan şans eseri kurtulduğunu' belirtti.
Lu, "Büyük asteroidlerin birçoğu bir ülkeyi veya kıtayı tek başına yok edebilecek potansiyele sahip. Ancak bugüne kadar yapılan gözlemler büyük yerleşim birimlerini yok edebilecek milyonlarca asteroidden sadece 10 bin tanesini keşfetti" ifadesini kullandı.
Lu, şehirleri yok edebilecek asteroidlerin ne zaman tespit edileceği ve Dünya'ya erişeceklerini bilmediklerini, bu yüzden tek çarenin 'kör talih' olduğunu söyledi.
Rusya'nın Çelyabinsk kentinde 15 Şubat 2013 günü meteor patlaması yaşanmasının ardından, Şubat ayında 270 m genişliğindeki Asteorid 2000 EM26 asteroidi Dünya'nın 2.6 milyon km yakınından geçmişti. Mart ayında ise üç asteroid ardı ardına Dünya'yı sıyırmış ve 60 bin kilometreye kadar yaklaşmışlardı.
Kaynak: Al Jazeera