Google, türk telekom'un illegal olarak yaptığı takip sistemini resmi olarak ilan etti.
Open dns kullanıyorsanız, türk telekom şu an sizin trafiğinizi izliyor ve sizi yanlış yere yönlendiriyor.Google dns kullananların dikkat etmesi gerekiyor.
http://googleonlinesecurity.blogspot.de/2014/03/googles-public-dns-intercepted-in-turkey.html
Şurada detaylı türkçe açıklama bulabilirsiniz;
http://turk-internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=46356
31 Mart 2014
30 Mart 2014
2014 Yerel Seçim Hileleri!
Dakika dakika gelişmeler:
11.41 İzmir Nuri Öz İÖO’da bir kişinin 2330 numaralı sandıkta ikinci kez oy kullandığı tespit edildi.
11.40 Eskişehir Atatürk Lisesi 1052 No’lu sandıkta, büyükşehir için kullanılan oy pusulalarının arkasında mühür yok. İtiraz edildiği halde tutunak tutulmuyor.
11.39 İstanbul Esenyurt’ta Alikul Çok Programlı Lisesi’nde tercih mühürü çalındı. Sandık başkanı konuyla ilgili t...utanak tuttu.
11.37 İstanbul İkitelli Atatürk Mahallesi Munis Faik Ortaokulu’nda 8 sandıkta mühür çıkmadı. Sonra gelen mühürlerin de numaraları yanlış çıktı.
11.32 İstanbul Şişli 1130 no’lu sandıkta belediye için pusula verilmediği tespit edildi.
11.24 Urfa Siverek Hamamören Köyü’nde görevli müşahitler açık oy kullanımına karşı çıktıkları için darp edildiler.
11.17 İstanbul Okmeydanı’nda Büyükşehir Belediyesi’ne ait otobüslerle AKP’li seçmenlerin taşındığı görüldü. Bölgedeki vatandaşlar şoförlere ne yaptıklarını sorduklarında “Görevlileri ve oy pusulalarını taşıyoruz” yanıtı aldı.
10.52 Avcılar Mustafa Kemalpaşa mahallesinde Şehit Bekir Balcıoğlu Ortaokulunda 2124 numaralı sandıkta okuma yazma bilmeyen bir vatandaşa yardımcı olmak için refakat eden sandık başkanı, vatandaşın rızası olmadan AKP’ye mühür bastı. Durumun fark edilmesi üzerine tartışma çıktı. Tutanak tutularak oy iptal edildi.
10.05 İstanbul, Sancaktepe, Samandıra’da muhtarlık imzası olmadığı için 32 oyun iptal olma durumu söz konusu.
10.02 Adana’da adaylıktan çekilmiş olan Aytaç Durak’ın adı pusulalarda yer alıyor.
09.55 İstanbul Güneş Ortaokulu’nda 3197 nolu sandıkta sandık başkanı oy kullananlarla birlikte kabine girip açık yönlendirmede bulundu.
09.54 Güngören Anadolu Lisesi’nde bir kişi cebine AKP damgalı pusula koyarken yakalandı. Oy verme işlemi bittikten sonra kişi hakkında tutanak hazırlanacak.
09.50 Adana Hacı Ahmet Atıl Anadolu Lisesi’nde 1021 nolu sandıkta mührü kaydıran bir seçmene yeni oy pusulası “yok” gerekçesiyle verilmedi. Bir kişi 1013 nolu sandıkta değil 1019 nolu sandıkta oy kullandı. Tutanak tutulmadı. 1019 nolu sandıktan rastgele bir oy çıkarılacak.
09.49 İstanbul Halkalı’daki Güneş Ortaokulu’nda bir sandık başkanı oy kullanılan bölmeye girip açık yönlendirme yapıyor.
09.48 DİHA’nın bildirdiğine göre, Bitlis Lisesi 1083 nolu sandıkta AKP’ye “evet” mührünün basılı olduğu oy pusulası verildi. Tutanak tutuldu.
09.44 Eskişehir Huzur Mahallesi’nde oy pusulasının fotoğrafını çeken kişi hakkında işlem yapılıyor.
09.42 Gazeteci Amed Dicle’nin Twitter hesabından bildirdiğine göre, Urfa Bozova’da zorla açık oy kullandırılıyor.
09.35 Çanakkale Halkevi’nin bildirdiğine göre, Çanakkale’de 1007 nolu sandıkta AKP’liler ismi olmadığı halde görevli olduklarını iddia ediyor ve sandık görevlileriyle kalabalık bir şekilde tartışıyor. Kendilerini uyaranlarını tartaklıyor.
09.26 Eskişehir’de giriş izinleri olmamasına rağmen AKP belediye başkan adayı Harun Karacan Mithat Paşa İlköğretim Okulu’nda bütün sandıklara tek tek giriyor.
09.15 DİHA’nın haberine göre Tatvan’da 1009 nolu sandıkta, parti müşahitleri AKP’nin mührünün basılı olduğu toplu oy pusulası ele geçirdi.
Ufuk Arslan Anadolu Lisesi 2312 Nolu sandıktan AKP'liler mühür çaldı yaşlılarla girip müdahalede bulundu.
![]() |
| Resimi Büyültmek İçin Üstüne Tıklayın |
Tatvan'da AKPye evet basılı pusulayla oy vermeye gelenler, Bağlarbaşı'da 1.5 çuval AKP evet basılı pusula yakalandı.
Bitlis'in Tatvan ilçesinde Tuğ İlköğretim Okulu'nda, 1009 numaralı sandık kurulu başkanının oy pusulalarını sandık kurulu üyelerinin gözü önünde mühürlemesi gereken seçim pusula ve zarflarını evde mühürlediği ortaya çıktı.
OdaTV
OdaTV
![]() |
| Resimi Büyültmek İçin Üstüne Tıklayın |
Avcılar'da 2124 Nolu sandıkta Mürşit Arıkan adlı görevli, okuma yazma bilmeyen kişi yerine AKP'ye oy verdi.
![]() |
| Resimi Büyültmek İçin Üstüne Tıklayın |
Ataköy Dilek Sabancı Okulunda mürekkebi uçan kalem yakalandı! Olaylar çıktı. Kendi kaleminizi götürün!
Nizip/Akepe mühürlü oy pusulaları yakalandı ve tutanak tutuldu
AKP’ye Evet Mühürlü 1 Kamyon Dolusu Oy Pusulası Yakalandı!
İzmir’de bu gün, üzerinde AK Partiye evet mühürü basılmış ve araca istiflenmiş kamyon dolusu oy pusulası ortaya çıktı.
35 AC 9019 Plakalı araç İzmir Çınarlı’da yakalandıktan sonra sürücüsü hakkında işlem başlatıldı.
İstanbul Başakşehir’de de benzer bir olay yaşandı. AKP’nin seçim çalışmalarını yapan Doğan Aydoğan adlı kişi, AKP’ye mühürlü örnek oy pusulalarını evlere dağıtırken suçüstü yakalandı. Blok adayı Abdullah Levent Tüzel için müşahitlik yapan Siyamend Elçeoğlu tarafından fotoğrafı çekilen Doğan Aydoğan, polis tarafından ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.
29 Mart 2014
‘50 yıl içinde Ay'da yaşayacağız’
‘50 yıl içinde Ay'da yaşayacağız’
Ünlü fizikçi Stephen Hawking, dünyadaki nüfus artışı nedeniyle insanların 50 yıl içinde Ay'a göç edeceğini söyledi.
İngiliz fizikçi, evrenbilimci, astronom, teorisyen ve yazar Stephen Hawking'in açıklaması, Live From Space televizyonunda yayınlandı.
Hawking, açıklamasında, ''50 yıl içinde insanlık Ay'da koloniler kurmuş olacak ve Mars'a yönelmeye başlayacak'' ifadesini kullandı.
Stephen Hawking, ''Geleceğimizden korkuyorum. Gezegenimiz aşırı nüfus ve kaynak eksikliği tehdidiyle karşı karşıya. Bir B planına ihtiyacımız var'' dedi.
Hawking, Uluslararası Uzay İstasyonu'nun yolculuklar için gerekli bilgilerin toplanmasına yardımcı olduğunu kaydetti.
ntvmsnbc
Ünlü fizikçi Stephen Hawking, dünyadaki nüfus artışı nedeniyle insanların 50 yıl içinde Ay'a göç edeceğini söyledi.
İngiliz fizikçi, evrenbilimci, astronom, teorisyen ve yazar Stephen Hawking'in açıklaması, Live From Space televizyonunda yayınlandı.
Hawking, açıklamasında, ''50 yıl içinde insanlık Ay'da koloniler kurmuş olacak ve Mars'a yönelmeye başlayacak'' ifadesini kullandı.
Stephen Hawking, ''Geleceğimizden korkuyorum. Gezegenimiz aşırı nüfus ve kaynak eksikliği tehdidiyle karşı karşıya. Bir B planına ihtiyacımız var'' dedi.
Hawking, Uluslararası Uzay İstasyonu'nun yolculuklar için gerekli bilgilerin toplanmasına yardımcı olduğunu kaydetti.
ntvmsnbc
Samanyolu’nun 360 Derecelik Görüntüsü Üretildi
Samanyolu’nun 360 Derecelik Görüntüsü Üretildi
Gökadamızın yıldızlarla dolu panoramik görüntüsü için Spitzer’in son 10 yıl içinde ilettiği 2 milyondan fazla kızılötesi verisi işlendi.
Bilindiği üzere Güneş Sistemi Samanyolu’nun sarmal kollarından birinin (Avcı kolu) üzerinde, gökada merkezinden 26 000 ışık yılı uzaklıktadır.
Verilerle elde edilen bu yüksek çözünürlüklü görüntüde gökada merkezindeki yoğunluğu, büyük kütleli yıldızların çevrelerine yaydığı güçlü ışımayı görebiliyorsunuz. Üstelik daha önce farkedilmemiş küçük kütleli sönük yıldızlar dahi poz vermiş görünüyor.
Spitzer 2003 yılında uzaydaki yörüngesine yerleştiğinden bu yana geçen 10 yıl boyunca Güneş Sistemi’mizdeki asteroitlerden en uzak yerdeki gökadaların gözlemine kadar birçok cisim gözledi. Spitzer kızılötesi dalga boyunda çalıştığından optik bölgede görülemeyen tozlu bölgelerdeki birçok cisme ait keşiflerin yapılmasını sağlamıştır.
360 derecelik Samanyolu görüntüsü: http://www.spitzer.caltech.edu/glimpse360
Gökadamızın yıldızlarla dolu panoramik görüntüsü için Spitzer’in son 10 yıl içinde ilettiği 2 milyondan fazla kızılötesi verisi işlendi.
Bilindiği üzere Güneş Sistemi Samanyolu’nun sarmal kollarından birinin (Avcı kolu) üzerinde, gökada merkezinden 26 000 ışık yılı uzaklıktadır.
Verilerle elde edilen bu yüksek çözünürlüklü görüntüde gökada merkezindeki yoğunluğu, büyük kütleli yıldızların çevrelerine yaydığı güçlü ışımayı görebiliyorsunuz. Üstelik daha önce farkedilmemiş küçük kütleli sönük yıldızlar dahi poz vermiş görünüyor.
Spitzer 2003 yılında uzaydaki yörüngesine yerleştiğinden bu yana geçen 10 yıl boyunca Güneş Sistemi’mizdeki asteroitlerden en uzak yerdeki gökadaların gözlemine kadar birçok cisim gözledi. Spitzer kızılötesi dalga boyunda çalıştığından optik bölgede görülemeyen tozlu bölgelerdeki birçok cisme ait keşiflerin yapılmasını sağlamıştır.
360 derecelik Samanyolu görüntüsü: http://www.spitzer.caltech.edu/glimpse360
Mars'ın uydusu Phobos'ta beysbol oynasak ne olurdu ?
Mars'ın uydusu Phobos'ta beysbol oynasak ne olurdu ?
Mars'ın iki uydusundan biri olan Phobos dikkat çekici bir uydudur. Küçük olduğu için çekimsel ivmesi çok azdır. Yerçekimi kuvvetli değildir(Dünya'nınkinin binde biri kadar).Dünya yüzeyinde bir metre sıçramak için harcadığımız çaba, Phobos'ta bir kilometre sıçramamızı sağlar.Zıplaya zıplaya Phobos'u turlamak hiç de zor değildir.
Phobos'ta beysbol oynamak çok ilginç olurdu.Çünkü Phobos'un yörüngesine bir cisim sokabilmek için gereken fırlatma hızı sadece saatte otuz kilometre kadardır.Amatör bir beysbolcu topu rahatlıkla Phobos'un yörüngesine sokabilir.Phobos'tan kaçış hızı ise sadece kırk beş kilometre kadardır,bu hıza da profesyonel bir beysbolcu kolayca ulaşır.
Phobos'tan kaçan bir beysbol topu Mars'ın çevresinde yörüngeye girer.Phobos tam bir küre olsaydı burada yaşayan yalnız bir astronot beysbol benzeri ilginç bir oyun oynayabilirdi.Topu otuz-kırk beş kilometre hızla ufka doğru fırlattıktan sonra öğlen yemeğini yemek için evine gidebilirdi,çünkü topun Phobos'u dönüp gelmesi iki saati alacaktı.
Yemekten sonra sopasını eline alıp topu attığının tersi yöne yüzünü çevirerek beklemeye başlardı.İki saat önce attığı topa bu kez sopa ile vurması çok kolay olurdu: Topun ufukta gözükmesi ile beysbolcunun vuruş alanına girmesi arasında on beş saniye geçecektir.
Her hangi bir nedenle ıskalarsa,iki saat uyuduktan sonra gelip bu kez bir yakalayıcı eldiveniyle topu tutmayı deneyebilirdi. Ancak Phobos girintili çıkıntılı olduğundan oyun anlatttığım kadar kolay oynanamazdı.Ayrıca Phobos'da gündüz dört saat sürer,bu nedenle ya aydınlatma gereklidir ya da oyun,bütün fırlatma,vurma ve yakalama işleri hep gündüz yüzünde geçecek biçimde oynanmalıdır.
Carl Sagan' n eğlenceli anlatımıydı...
Mars'ın iki uydusundan biri olan Phobos dikkat çekici bir uydudur. Küçük olduğu için çekimsel ivmesi çok azdır. Yerçekimi kuvvetli değildir(Dünya'nınkinin binde biri kadar).Dünya yüzeyinde bir metre sıçramak için harcadığımız çaba, Phobos'ta bir kilometre sıçramamızı sağlar.Zıplaya zıplaya Phobos'u turlamak hiç de zor değildir.
Phobos'ta beysbol oynamak çok ilginç olurdu.Çünkü Phobos'un yörüngesine bir cisim sokabilmek için gereken fırlatma hızı sadece saatte otuz kilometre kadardır.Amatör bir beysbolcu topu rahatlıkla Phobos'un yörüngesine sokabilir.Phobos'tan kaçış hızı ise sadece kırk beş kilometre kadardır,bu hıza da profesyonel bir beysbolcu kolayca ulaşır.
Phobos'tan kaçan bir beysbol topu Mars'ın çevresinde yörüngeye girer.Phobos tam bir küre olsaydı burada yaşayan yalnız bir astronot beysbol benzeri ilginç bir oyun oynayabilirdi.Topu otuz-kırk beş kilometre hızla ufka doğru fırlattıktan sonra öğlen yemeğini yemek için evine gidebilirdi,çünkü topun Phobos'u dönüp gelmesi iki saati alacaktı.
Yemekten sonra sopasını eline alıp topu attığının tersi yöne yüzünü çevirerek beklemeye başlardı.İki saat önce attığı topa bu kez sopa ile vurması çok kolay olurdu: Topun ufukta gözükmesi ile beysbolcunun vuruş alanına girmesi arasında on beş saniye geçecektir.
Her hangi bir nedenle ıskalarsa,iki saat uyuduktan sonra gelip bu kez bir yakalayıcı eldiveniyle topu tutmayı deneyebilirdi. Ancak Phobos girintili çıkıntılı olduğundan oyun anlatttığım kadar kolay oynanamazdı.Ayrıca Phobos'da gündüz dört saat sürer,bu nedenle ya aydınlatma gereklidir ya da oyun,bütün fırlatma,vurma ve yakalama işleri hep gündüz yüzünde geçecek biçimde oynanmalıdır.
Carl Sagan' n eğlenceli anlatımıydı...
Satürn'ün En Büyük Uydusu Titan’daki Buzullar ..
Satürn'ün En Büyük Uydusu Titan’daki Buzullar ..
Bir göl üzerindeki buzlanma pasta üzerine dağılmış kremaya benzetilebilir. NASA’nın Cassini uzay aracı verilerini inceleyen bilimciler, Satürn’ün en büyük ve gözde uydusu olan titan yüzeyinde hidrokarbon gölleri üzerinde gölü süsleyen ve yine hidrokarbondan oluşmuş buzullar olabileceğini belirtiyor. Buzulların varlığı aynı zamanda Cassini’nin Titan yüzeyine ait elde ettiği ışığın yansımasına ait farklılıkları da açıklıyor.
Cornell Üniversitesi’nden Cassini bilim ekibinden Titan araştırmacısı Jonathan Lunine: “Bu göl ve denizlerle ilgili sorulalacak en ilginç soru sanırım şudur: Buralarda ilkel yaşam formu olabilir mi? Sıvı ve katı arasındaki sınırda yer alan yüzen buzulllar, aynı zamanda karasal yaşamın izlerini de taşıyor denebilecek ilginç bir kimyasal yapıya sahip olabilir” diyor.
Titan Dünya gibi yüzeyinde sıvı yapıları bulunan Güneş Sistemi’ndeki tek cisimdir. Gezegenimizdeki yağış ve buharlaşma döngülerinin benzeri Titan’da da görülmesine karşılık aradaki fark bu döngünün metan ve etan gibi hidrokarbonlar tarafından gerçekleştirilmesidir. Bilimcilere göre metan ve etan yaşamın doğmasına neden olan karmaşık kimyasal yapıların temel taşlarının oluşmasını sağlar. Cassini Titan’daki hidrokarbon denizlerinin ve geniş alanları kaplayan göllerin sadece güney yarıkürede değil, kuzey yarıkürede olduğunu da gösterdi.
Bugüne kadar bilimciler katı metanın sıvı metan daha yoğun olduğunu ve bundan dolayı da deniz ve göllerin yüzeyinde yüzen buzulların olamayacağını, bunların batmış olacaklarını düşünüyordu. Ancak çalışmalarda göller ve atmosfer arasındaki etkileşim nedeniyle sıcaklık değişimini ve azot gibi moleküllerin üretildiği yeni tür bileşikleri öneriyor. Bilimcilere göre Titan’ın kış mevsimindeki yarıküresinde sıcaklığın – 183 Santigrad dereceye kadar gerileyeceğini ve bunun da metan ve etan açısından zengin göl-denizlerde buzulların görülmesine neden olacağını belirtiyor.
Sıcaklığın sadece birkaç derece düşmesi bile buza sarılı sıvı azotun donmasına ve sonuçta yüzen buzullara neden olur. Bu da göl ve deniz tabamlarında hidrokarbon buz kabukları olduğu anlamına gelebilir. Titan’ın kırmızımsı-kahverengi renginde görülen renksiz alanların nedeni de böylece açıklanmış oluyor.
Görüntü Cassini’nin radar verileriyle elde edilen Titan yüzeyini gösteriyor. Koyu kısımlar tamamen sıvı, parlak kısımlar ise kısmen sıvı olan yerleri işaret ediyor.
Katkı Sağlayanlar : Avrupa Güney Gözlemevi (ESO)
Bir göl üzerindeki buzlanma pasta üzerine dağılmış kremaya benzetilebilir. NASA’nın Cassini uzay aracı verilerini inceleyen bilimciler, Satürn’ün en büyük ve gözde uydusu olan titan yüzeyinde hidrokarbon gölleri üzerinde gölü süsleyen ve yine hidrokarbondan oluşmuş buzullar olabileceğini belirtiyor. Buzulların varlığı aynı zamanda Cassini’nin Titan yüzeyine ait elde ettiği ışığın yansımasına ait farklılıkları da açıklıyor.
Cornell Üniversitesi’nden Cassini bilim ekibinden Titan araştırmacısı Jonathan Lunine: “Bu göl ve denizlerle ilgili sorulalacak en ilginç soru sanırım şudur: Buralarda ilkel yaşam formu olabilir mi? Sıvı ve katı arasındaki sınırda yer alan yüzen buzulllar, aynı zamanda karasal yaşamın izlerini de taşıyor denebilecek ilginç bir kimyasal yapıya sahip olabilir” diyor.
Titan Dünya gibi yüzeyinde sıvı yapıları bulunan Güneş Sistemi’ndeki tek cisimdir. Gezegenimizdeki yağış ve buharlaşma döngülerinin benzeri Titan’da da görülmesine karşılık aradaki fark bu döngünün metan ve etan gibi hidrokarbonlar tarafından gerçekleştirilmesidir. Bilimcilere göre metan ve etan yaşamın doğmasına neden olan karmaşık kimyasal yapıların temel taşlarının oluşmasını sağlar. Cassini Titan’daki hidrokarbon denizlerinin ve geniş alanları kaplayan göllerin sadece güney yarıkürede değil, kuzey yarıkürede olduğunu da gösterdi.
Bugüne kadar bilimciler katı metanın sıvı metan daha yoğun olduğunu ve bundan dolayı da deniz ve göllerin yüzeyinde yüzen buzulların olamayacağını, bunların batmış olacaklarını düşünüyordu. Ancak çalışmalarda göller ve atmosfer arasındaki etkileşim nedeniyle sıcaklık değişimini ve azot gibi moleküllerin üretildiği yeni tür bileşikleri öneriyor. Bilimcilere göre Titan’ın kış mevsimindeki yarıküresinde sıcaklığın – 183 Santigrad dereceye kadar gerileyeceğini ve bunun da metan ve etan açısından zengin göl-denizlerde buzulların görülmesine neden olacağını belirtiyor.
Sıcaklığın sadece birkaç derece düşmesi bile buza sarılı sıvı azotun donmasına ve sonuçta yüzen buzullara neden olur. Bu da göl ve deniz tabamlarında hidrokarbon buz kabukları olduğu anlamına gelebilir. Titan’ın kırmızımsı-kahverengi renginde görülen renksiz alanların nedeni de böylece açıklanmış oluyor.
Görüntü Cassini’nin radar verileriyle elde edilen Titan yüzeyini gösteriyor. Koyu kısımlar tamamen sıvı, parlak kısımlar ise kısmen sıvı olan yerleri işaret ediyor.
Katkı Sağlayanlar : Avrupa Güney Gözlemevi (ESO)
mikroskobik bir canlı olan Su Ayısı.
Buda ne böyle ?
Size bir dünya dışı yaratık olduğunu söylerdim ama bu tatlısularda ve nemli alanlarda yaşayan, mikroskobik bir canlı olan Su Ayısı.
Cosmos şaşırtmaya devam ediyor...
Latince ismi tardus (yavaş) ve gradi (adımlamak) kelimelerinin birleşiminden oluşan su ayıları ayrıca yavaşadımlılar olarak da bilinir. 4 çift bacağı vardır ve omurgasızlar şubesinin bir üyesidir.
Aslında onu dikkat çekici kılan özelliği ne 1mm oluşu ne de bir canavara benzemesi. Su ayısı olağanüstü şartlara dayanıklılığıyla bilinir. Öyle ki uzayda yaşayabilir..
Hatta tek şaşırtıcı özelliği bu değildir. Okyanusların 4.000 metre derinliklerinden tutun da Himalayaların en yüksek yerinde bile canlı kalabilirler. Su ayıları 151 derece C’a kadar olan sıcaklığa dayanabildikleri gibi, -200 derece C’da dahi yaşabilmektedir.
Bazı türleri, çok kısa bir süre de olsa, -273 derece C’da (0 K’in ~1 derece üstü) yaşabilmektedirler. Sıcaklığın yanı sıra çok düşük basınçta ve atmosfer basıncının 1.200 katına kadar olan basınçta hayatta kalabilmektedirler. 6.000 atmosfer basınca dahi dayanabilmektedirler.
4 çift kısa bacağı olan bu Mikroskobik canlıların Vücutları genel görünüşüyle silindir şeklinde, karın tarafları düzdür. Koni şeklinde uç baş sayılır, ayrıca bir baş oluşumu görülmez. Solunum organları yoktur ve vücut hücreleri sabittir. Yaklaşık 960 türü bilinmektedir.
Yazı: Taner Göçer
Size bir dünya dışı yaratık olduğunu söylerdim ama bu tatlısularda ve nemli alanlarda yaşayan, mikroskobik bir canlı olan Su Ayısı.
Cosmos şaşırtmaya devam ediyor...
Latince ismi tardus (yavaş) ve gradi (adımlamak) kelimelerinin birleşiminden oluşan su ayıları ayrıca yavaşadımlılar olarak da bilinir. 4 çift bacağı vardır ve omurgasızlar şubesinin bir üyesidir.
Aslında onu dikkat çekici kılan özelliği ne 1mm oluşu ne de bir canavara benzemesi. Su ayısı olağanüstü şartlara dayanıklılığıyla bilinir. Öyle ki uzayda yaşayabilir..
Hatta tek şaşırtıcı özelliği bu değildir. Okyanusların 4.000 metre derinliklerinden tutun da Himalayaların en yüksek yerinde bile canlı kalabilirler. Su ayıları 151 derece C’a kadar olan sıcaklığa dayanabildikleri gibi, -200 derece C’da dahi yaşabilmektedir.
Bazı türleri, çok kısa bir süre de olsa, -273 derece C’da (0 K’in ~1 derece üstü) yaşabilmektedirler. Sıcaklığın yanı sıra çok düşük basınçta ve atmosfer basıncının 1.200 katına kadar olan basınçta hayatta kalabilmektedirler. 6.000 atmosfer basınca dahi dayanabilmektedirler.
4 çift kısa bacağı olan bu Mikroskobik canlıların Vücutları genel görünüşüyle silindir şeklinde, karın tarafları düzdür. Koni şeklinde uç baş sayılır, ayrıca bir baş oluşumu görülmez. Solunum organları yoktur ve vücut hücreleri sabittir. Yaklaşık 960 türü bilinmektedir.
Yazı: Taner Göçer
Satürn'ün uydusu Hyperion'un acayip kraterlerinin dibinde ne var?
Satürn'ün uydusu Hyperion'un acayip kraterlerinin dibinde ne var?
Bunu kimse bilmiyor. Cevabın bulunmasına yardımcı olmak için, şu anda Satürn'ün yörüngesinde olan robot uzay aracı Cassini, 2005 yılının sonlarında sünger desenli uydunun yanından geçerek, daha önce hiç görülmemiş ölçüde detaylı bir görüntü aldı.
Suni renklendirmeyle aşağıda sunulan bu görüntü, genel olarak garip bir yüzeye sahip, tuhaf kraterlerle kaplı, görülmeye değer bir dünyayı gözler önüne sermektedir.
Renklerdeki hafif ton farkları, büyük bir ihtimalle yüzey bileşimindeki farlılıkları yansıtmaktadır. Çoğu kraterin dibinde, özellikleri bilinmeyen koyu renkli bir malzeme yer almaktadır.
Resimde görülen parlak kısımların yakından incelenmesi, koyu renkli malzemenin bazı yerlerde sadece onlarca metre kalınlığında olabileceğini göstermektedir.
Hyperion yaklaşık 250 kilometre genişliktedir ve kendi etrafında karmaşık bir düzende dönmektedir. Uydunun yoğunluğu o kadar düşüktür ki; iç kısmında büyük bir mağaralar sistemine sahip olabilir...
Bunu kimse bilmiyor. Cevabın bulunmasına yardımcı olmak için, şu anda Satürn'ün yörüngesinde olan robot uzay aracı Cassini, 2005 yılının sonlarında sünger desenli uydunun yanından geçerek, daha önce hiç görülmemiş ölçüde detaylı bir görüntü aldı.
Suni renklendirmeyle aşağıda sunulan bu görüntü, genel olarak garip bir yüzeye sahip, tuhaf kraterlerle kaplı, görülmeye değer bir dünyayı gözler önüne sermektedir.
Renklerdeki hafif ton farkları, büyük bir ihtimalle yüzey bileşimindeki farlılıkları yansıtmaktadır. Çoğu kraterin dibinde, özellikleri bilinmeyen koyu renkli bir malzeme yer almaktadır.
Resimde görülen parlak kısımların yakından incelenmesi, koyu renkli malzemenin bazı yerlerde sadece onlarca metre kalınlığında olabileceğini göstermektedir.
Hyperion yaklaşık 250 kilometre genişliktedir ve kendi etrafında karmaşık bir düzende dönmektedir. Uydunun yoğunluğu o kadar düşüktür ki; iç kısmında büyük bir mağaralar sistemine sahip olabilir...
Güneş sistemindeki en büyük kanyon,
Güneş sistemindeki en büyük kanyon,
Mars'ın suratından büyük bir parçayı kesip atmıştır. Valles Marineris adı verilen büyük vadi, 3000 km'nin üzerinde bir uzunluğa, 600 km kadar büyüklükte bir genişliğe ve 8 km kadar büyük bir derinliğe sahiptir.
Karşılaştırma olarak, ABD, Arizona'daki Dünya'nın Büyük Kanyonu, 800 km uzunlukta, 30 km genişlikte ve 1,8 km derinliktedir. Valles Marineris'in kökeni hâlâ bilinmemekle birlikte, öne çıkan varsayım, gezegen milyarlarca yıl önce soğurken, kanyonun bir çatlak olarak başladığıdır.
Yakın zamanda, kanyonda birçok jeolojik oluşum belirlenmiştir. Aşağıdaki görüntü mozaiği, Viking yörünge aracının 1970'lerde çektiği 100'ün üzerinde Mars fotoğrafından oluşturulmuştur...
Mars'ın suratından büyük bir parçayı kesip atmıştır. Valles Marineris adı verilen büyük vadi, 3000 km'nin üzerinde bir uzunluğa, 600 km kadar büyüklükte bir genişliğe ve 8 km kadar büyük bir derinliğe sahiptir.
Karşılaştırma olarak, ABD, Arizona'daki Dünya'nın Büyük Kanyonu, 800 km uzunlukta, 30 km genişlikte ve 1,8 km derinliktedir. Valles Marineris'in kökeni hâlâ bilinmemekle birlikte, öne çıkan varsayım, gezegen milyarlarca yıl önce soğurken, kanyonun bir çatlak olarak başladığıdır.
Yakın zamanda, kanyonda birçok jeolojik oluşum belirlenmiştir. Aşağıdaki görüntü mozaiği, Viking yörünge aracının 1970'lerde çektiği 100'ün üzerinde Mars fotoğrafından oluşturulmuştur...
Venüs'teki Sera Etkisi
Venüs'teki Sera Etkisi
Venüs'ün Güneş Sistemi'ndeki en sıcak gezegen olduğunu bilmek size şaşırtıcı gelebilir. 460 derece (735 Kelvin) gibi global bir sıcaklıkla, Venüs'ün yüzeyi kurşun eritmek için yeterince sıcak. Eğer bizler Venüs yüzeyinde dursaydık, atmosfer basıncının deneyimini dünyadakinden 92 kat daha fazla yaşayacaktık. Peki neden Venüs bu kadar sıcak ?
Venüs'ün alışılmadık yapısı ve yaşama düşman koşulları, atmosferinin yapısıyla da yakından ilgili görünmektedir. Su buharı, çok küçük ölçeklerde bulunsa da, Karbondioksitin zapt edemediği dalga boylarında, morötesi ışınımı soğurmaktadır. Kükürtdioksit (SO2) ve öteki kükürt gazlarıysa, aynı ışınımın daha başka dalga boylarını yakalamaktadır. Tüm bu sera gazlarının, bir arada etkileleri, Venüs atmosferini, Güneş ışınlarına geçirgen, ama geri dönen ısı ışınımına kapalı hale getirmektedirler.
Sonuçta yüzey sıcaklığı, atmosfer olmaksızın alacağı değerin, üç katına yükselmektedir. Gerçekte sera etkisinin, yüzey sıcaklığında yol açtığı artış, yalnızca % 15 dolayında olmalıdır. Şayet Yanardağ lavları, Venüs'ün yüzeyini 800 milyon yıl önce yeniden kapladılarsa, kısa bir süre içinde atmosfere çok yoğun ölçeklerde sera gazları atmış olmaları gerekir. Bu yoğun volkanik dönemde, gezegen yüzeyi, 1-10 kilometre yüksekliğinde bir lav tabakası ile örtülmüş olmalıdır.
Bu durumda, atmosferdeki Karbondioksit miktarında fazla bir oynama gerçekleşmiş olamaz. Çünkü zaten bu gaz, atmosfer de çok yoğun miktarlarda bulunmaktaydı. Ancak atmosferdeki su buharı 10; Kükürtdioksit de 100 kat artmış olmalıdır. Su buharı ve Kükürt, büyük miktarlara erişince, sera etkisini güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda bulutları da kalınlaştırmaktadır. Bulutlar ise Güneş ışınlarını, uzaya geri yansıtıp gezegenin soğumasını sağlamaktadırlar. İşte bu zıt etkileşimlerden dolayı, su buharı ve Kükürtdioksitin iklim üzerindeki net etkisini saptamak güçtür. Isınma ve soğuma arasındaki savaşı önce bulutlar kazanmış ve Venüs'ün yüzey sıcaklığı,
100°C kadar düşmüştür. Ama daha sonra bulutlar yavaş yavaş yok olmuştur.
Katkı Sağlayanlar: Taner Göçer - Yaklaşan Saat Blog
Görüntü Kredi: Dark Matter
Venüs'ün Güneş Sistemi'ndeki en sıcak gezegen olduğunu bilmek size şaşırtıcı gelebilir. 460 derece (735 Kelvin) gibi global bir sıcaklıkla, Venüs'ün yüzeyi kurşun eritmek için yeterince sıcak. Eğer bizler Venüs yüzeyinde dursaydık, atmosfer basıncının deneyimini dünyadakinden 92 kat daha fazla yaşayacaktık. Peki neden Venüs bu kadar sıcak ?
Venüs'ün alışılmadık yapısı ve yaşama düşman koşulları, atmosferinin yapısıyla da yakından ilgili görünmektedir. Su buharı, çok küçük ölçeklerde bulunsa da, Karbondioksitin zapt edemediği dalga boylarında, morötesi ışınımı soğurmaktadır. Kükürtdioksit (SO2) ve öteki kükürt gazlarıysa, aynı ışınımın daha başka dalga boylarını yakalamaktadır. Tüm bu sera gazlarının, bir arada etkileleri, Venüs atmosferini, Güneş ışınlarına geçirgen, ama geri dönen ısı ışınımına kapalı hale getirmektedirler.
Sonuçta yüzey sıcaklığı, atmosfer olmaksızın alacağı değerin, üç katına yükselmektedir. Gerçekte sera etkisinin, yüzey sıcaklığında yol açtığı artış, yalnızca % 15 dolayında olmalıdır. Şayet Yanardağ lavları, Venüs'ün yüzeyini 800 milyon yıl önce yeniden kapladılarsa, kısa bir süre içinde atmosfere çok yoğun ölçeklerde sera gazları atmış olmaları gerekir. Bu yoğun volkanik dönemde, gezegen yüzeyi, 1-10 kilometre yüksekliğinde bir lav tabakası ile örtülmüş olmalıdır.
Bu durumda, atmosferdeki Karbondioksit miktarında fazla bir oynama gerçekleşmiş olamaz. Çünkü zaten bu gaz, atmosfer de çok yoğun miktarlarda bulunmaktaydı. Ancak atmosferdeki su buharı 10; Kükürtdioksit de 100 kat artmış olmalıdır. Su buharı ve Kükürt, büyük miktarlara erişince, sera etkisini güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda bulutları da kalınlaştırmaktadır. Bulutlar ise Güneş ışınlarını, uzaya geri yansıtıp gezegenin soğumasını sağlamaktadırlar. İşte bu zıt etkileşimlerden dolayı, su buharı ve Kükürtdioksitin iklim üzerindeki net etkisini saptamak güçtür. Isınma ve soğuma arasındaki savaşı önce bulutlar kazanmış ve Venüs'ün yüzey sıcaklığı,
100°C kadar düşmüştür. Ama daha sonra bulutlar yavaş yavaş yok olmuştur.
Katkı Sağlayanlar: Taner Göçer - Yaklaşan Saat Blog
Görüntü Kredi: Dark Matter
KEŞİF !! Asteroid Etrafında İlk Halka Sistemi
KEŞİF !! Asteroid Etrafında İlk Halka Sistemi
Aralarında ESO La Silla Gözlemevi’nin de yer aldığı birçok Güney Amerika yerleşkesinden gerçekleştirilen gözlemlerle, Chariklo adlı uzak bir asteroidin iki adet yoğun ve ince halka sistemine sahip olduğu sürpriz bir şekilde keşfedildi. Bu, şimdiye kadar halkaya sahip olduğu bulunan en küçük ve Güneş Sistemi’nde bu özelliğe sahip — çok daha büyük gezegenler olan Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün’den sonra — beşinci nesnedir. Halkaların kökeni bir gizem olarak kalırken, bir çarpışmadan kalan kalıntılar olabileceği tahmin edilmektedir. Yeni sonuçlar Nature dergisinin 26 Mart 2014 tarihli sayısında çevrimiçi olarak yayınlanmıştır.
Satürn’ün halkaları gökyüzündeki en dikkat çekici görünümlerden biridir, ve daha az belirgin olan halka sistemleri diğer dev gezegenlerin etrafında da bulunmuştur. Birçok dikkatli araştırmaya rağmen, Güneş Sistemi’nde Güneş’in etrafında dolanan daha küçük nesnelerin etrafında şimdiye kadar halkalar bulunamamıştı. Şimdi uzak cüce gezegen (10199) Chariklo’nun bir yıldızın önünden geçişi sırasında iki adet ince halkayla çevrili olduğu görülmüştür.
Chariklo, Güneş Sistemi’nin dış kısmında Satürn ve Uranüs gezegenleri arasındaki yörüngede yer alan Centaurus adlı nesnelerin en büyük üyelerinden biridir. Tahminler 3 Haziran 2013’te UCAC4 248-108672 adlı yıldızın önünden geçeceğini ve bunun Güney Amerika’dan görülebileceğini göstermiştir . Aralarında ESO’nun Şili’deki La Silla Gözlemevi’nde bulunan 1.54-metrelik Danimarka ve TRAPPIST’in de olduğu yedi farklı bölgedeki teleskopları kullanan gökbilimciler birkaç saniye boyunca ışığı Chariklo tarafından engellenen yıldızın gözden kaybolduğunu izleme imkanı buldular — bir örtülme olayı gerçekleşti .
Ancak beklediklerinden çok daha fazla şey buldular. Ana örtülmenin birkaç saniye öncesinde ve sonrasında, yıldızın görünür parlaklığında, birbirlerinden uzak iki adet hafif sönümleme gerçekleşti . Chariklo etrafındaki birşey ışığı engellemişti! Farklı yerleşkelerden alınan görüntüler karşılaştırıldı ve ekip asteroidin sadece şekli ve boyutunu değil, ayrıca yeni keşfedilen halkaların da şeklini, kalınlığını, yönelimini ve diğer özelliklerini de ortaya çıkarabildi.
Ekip keskin sınırlara sahip ve sadece yedi ve üç kilometre genişliğinde iki adet halkadan oluşan bir sistem bulmuş oldu, halkalar arasındaki temiz alan ise dokuz kilometre genişliğinde — gözlenen küçük nesnenin yörüngesi Satürn’ün ötesinde ve çapı 250-kilometre kadardır.
"Benim için, sadece bir halka sistemini tespit edebilmek değil, aynı zamanda bunun iki ayrı halka olduğunu da belirlemek oldukça heyecan vericiydi, diye ekliyor ekibin üyelerinden Uffe Gråe Jørgensen (Niels Bohr Enstitüsü, Kopenhag Üniversitesi, Danimarka). “Bu buzlu nesnenin yüzeyinde olmanın — hızlı bir spor arabanın kolayca kaçış hızına ulaşabileceği ve uzaklaşarak uzaya kaçabileceği kadar küçük — ve bize Ay’dan 1000 kez daha yakın, 20-kilometre genişliğindeki halka sistemini izlemenin nasıl olacağını hayal etmeye çalıştım.”
Birçok soru halen cevaplanmamış olarak kalsa da, gökbilimciler bu çeşit bir halkanın bir çarpışmadan sonra kalan enkazdan sonra ortaya çıkmış olabileceğini düşünüyor. Küçük uydular tarafından da iki ayrı, dar halkaya hapsedilmiş olabilirler. “Şayet, halkalar gibi, Chariklo’nun keşfedilmeyi bekleyen en az bir uydusunun da olduğunu düşünüyoruz, diye ekliyor Felipe Braga Ribas.
Halkalar sonradan ortaya çıkan küçük bir uydunun da oluşabileceği olgusunu kanıtlıyor olabilir. Birbirini izleyen bu tür olaylar, çok daha büyük ölçekte, kendi uydumuz Ay’ın da Güneş Sistemi’nin erken dönemlerindeki oluşumunu ve bunun yanısıra diğer gezegenlerin ve asteroidlerin etrafındaki birçok uydunun da kökenlerini açıklayabilir.
Projenin yürütücüleri keşfedilen halkaların isimlerini geçici olarak Brezilya’nın kuzey ve güney uçlarında bulunan Oiapoque ve Chuí nehirlerinden esinlenerek belirlediler.
Kaynak: ESO Turkiye
Aralarında ESO La Silla Gözlemevi’nin de yer aldığı birçok Güney Amerika yerleşkesinden gerçekleştirilen gözlemlerle, Chariklo adlı uzak bir asteroidin iki adet yoğun ve ince halka sistemine sahip olduğu sürpriz bir şekilde keşfedildi. Bu, şimdiye kadar halkaya sahip olduğu bulunan en küçük ve Güneş Sistemi’nde bu özelliğe sahip — çok daha büyük gezegenler olan Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün’den sonra — beşinci nesnedir. Halkaların kökeni bir gizem olarak kalırken, bir çarpışmadan kalan kalıntılar olabileceği tahmin edilmektedir. Yeni sonuçlar Nature dergisinin 26 Mart 2014 tarihli sayısında çevrimiçi olarak yayınlanmıştır.
Satürn’ün halkaları gökyüzündeki en dikkat çekici görünümlerden biridir, ve daha az belirgin olan halka sistemleri diğer dev gezegenlerin etrafında da bulunmuştur. Birçok dikkatli araştırmaya rağmen, Güneş Sistemi’nde Güneş’in etrafında dolanan daha küçük nesnelerin etrafında şimdiye kadar halkalar bulunamamıştı. Şimdi uzak cüce gezegen (10199) Chariklo’nun bir yıldızın önünden geçişi sırasında iki adet ince halkayla çevrili olduğu görülmüştür.
Chariklo, Güneş Sistemi’nin dış kısmında Satürn ve Uranüs gezegenleri arasındaki yörüngede yer alan Centaurus adlı nesnelerin en büyük üyelerinden biridir. Tahminler 3 Haziran 2013’te UCAC4 248-108672 adlı yıldızın önünden geçeceğini ve bunun Güney Amerika’dan görülebileceğini göstermiştir . Aralarında ESO’nun Şili’deki La Silla Gözlemevi’nde bulunan 1.54-metrelik Danimarka ve TRAPPIST’in de olduğu yedi farklı bölgedeki teleskopları kullanan gökbilimciler birkaç saniye boyunca ışığı Chariklo tarafından engellenen yıldızın gözden kaybolduğunu izleme imkanı buldular — bir örtülme olayı gerçekleşti .
Ancak beklediklerinden çok daha fazla şey buldular. Ana örtülmenin birkaç saniye öncesinde ve sonrasında, yıldızın görünür parlaklığında, birbirlerinden uzak iki adet hafif sönümleme gerçekleşti . Chariklo etrafındaki birşey ışığı engellemişti! Farklı yerleşkelerden alınan görüntüler karşılaştırıldı ve ekip asteroidin sadece şekli ve boyutunu değil, ayrıca yeni keşfedilen halkaların da şeklini, kalınlığını, yönelimini ve diğer özelliklerini de ortaya çıkarabildi.
Ekip keskin sınırlara sahip ve sadece yedi ve üç kilometre genişliğinde iki adet halkadan oluşan bir sistem bulmuş oldu, halkalar arasındaki temiz alan ise dokuz kilometre genişliğinde — gözlenen küçük nesnenin yörüngesi Satürn’ün ötesinde ve çapı 250-kilometre kadardır.
"Benim için, sadece bir halka sistemini tespit edebilmek değil, aynı zamanda bunun iki ayrı halka olduğunu da belirlemek oldukça heyecan vericiydi, diye ekliyor ekibin üyelerinden Uffe Gråe Jørgensen (Niels Bohr Enstitüsü, Kopenhag Üniversitesi, Danimarka). “Bu buzlu nesnenin yüzeyinde olmanın — hızlı bir spor arabanın kolayca kaçış hızına ulaşabileceği ve uzaklaşarak uzaya kaçabileceği kadar küçük — ve bize Ay’dan 1000 kez daha yakın, 20-kilometre genişliğindeki halka sistemini izlemenin nasıl olacağını hayal etmeye çalıştım.”
Birçok soru halen cevaplanmamış olarak kalsa da, gökbilimciler bu çeşit bir halkanın bir çarpışmadan sonra kalan enkazdan sonra ortaya çıkmış olabileceğini düşünüyor. Küçük uydular tarafından da iki ayrı, dar halkaya hapsedilmiş olabilirler. “Şayet, halkalar gibi, Chariklo’nun keşfedilmeyi bekleyen en az bir uydusunun da olduğunu düşünüyoruz, diye ekliyor Felipe Braga Ribas.
Halkalar sonradan ortaya çıkan küçük bir uydunun da oluşabileceği olgusunu kanıtlıyor olabilir. Birbirini izleyen bu tür olaylar, çok daha büyük ölçekte, kendi uydumuz Ay’ın da Güneş Sistemi’nin erken dönemlerindeki oluşumunu ve bunun yanısıra diğer gezegenlerin ve asteroidlerin etrafındaki birçok uydunun da kökenlerini açıklayabilir.
Projenin yürütücüleri keşfedilen halkaların isimlerini geçici olarak Brezilya’nın kuzey ve güney uçlarında bulunan Oiapoque ve Chuí nehirlerinden esinlenerek belirlediler.
Kaynak: ESO Turkiye
Küçük Dünyalar Ceres ve Vesta
Küçük Dünyalar Ceres ve Vesta
Ceres ve Vesta'nın çapları, sırasıyla ve yalnızca 950 ve 530 kilometre civarındadır; yani yaklaşık Teksas ve Arizona büyüklüğündedirler. Ancak bunlar, Mars ile Jüpiter arasında yer alan ana küçük gezegen kuşağında dönen 100.000'den fazla küçük cismin en büyük iki tanesidir.
Aşağıda yer alan olağanüstü detaylara sahip Hubble Uzay Teleskobu görüntüleri, bu iki küçük dünyanın yüzeylerinde bulunan parlaklık ve renk farklılıklarını göstermektedir. Bu farklılıklar, geniş ölçekli yüzey özelliklerini ve/veya farklı bileşimlere sahip alanları temsil ediyor olabilir.
Katkı Sağlayanlar : ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Avrupa Uzay Dairesi (ESA), L. McFadden, J. Y. Li (Maryland Üniversitesi, College Park Yerleşkesi, Gökbilim Bölümü), M. Mutchler, Z. Levay (Uzay Teleskobu Bilim Enstitüsü [STScI]), P. Thomas (Cornell Üniversitesi),
J. Parker, E. Young (Güneybatı Araştırma Enstitüsü [SwRI]), C. Russelli B. Schmidt (Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles)
Ceres ve Vesta'nın çapları, sırasıyla ve yalnızca 950 ve 530 kilometre civarındadır; yani yaklaşık Teksas ve Arizona büyüklüğündedirler. Ancak bunlar, Mars ile Jüpiter arasında yer alan ana küçük gezegen kuşağında dönen 100.000'den fazla küçük cismin en büyük iki tanesidir.
Aşağıda yer alan olağanüstü detaylara sahip Hubble Uzay Teleskobu görüntüleri, bu iki küçük dünyanın yüzeylerinde bulunan parlaklık ve renk farklılıklarını göstermektedir. Bu farklılıklar, geniş ölçekli yüzey özelliklerini ve/veya farklı bileşimlere sahip alanları temsil ediyor olabilir.
Katkı Sağlayanlar : ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), Avrupa Uzay Dairesi (ESA), L. McFadden, J. Y. Li (Maryland Üniversitesi, College Park Yerleşkesi, Gökbilim Bölümü), M. Mutchler, Z. Levay (Uzay Teleskobu Bilim Enstitüsü [STScI]), P. Thomas (Cornell Üniversitesi),
J. Parker, E. Young (Güneybatı Araştırma Enstitüsü [SwRI]), C. Russelli B. Schmidt (Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles)
Endonezya’daki Java adasında bulunan Kawah Ijen yanardağı,
Endonezya’daki Java adasında bulunan Kawah Ijen yanardağı,
geceleri “mavi lav” adı verilen bu tür etkileyici görüntülere sahne oluyor.
Fotoğraftaki mavi bölgeler aslında lav değil. Yüksek basınç ve sıcaklıkta (yaklaşık 600oC) dağın çatlaklarından sızan sülfürik gazlar, havayla temas ettiği anda yanmaya başlıyor ve 5 metre yüksekliğe kadar dumanlar püskürtüyor.
Bu gazların bir kısmı mavi renkli sıvı sülfüre dönüşerek bir yandan yanmaya devam ederken, eğim sayesinde de aşağı doğru akıyor ve bu da lavların hareket ettiği izlenimini doğuruyor.
geceleri “mavi lav” adı verilen bu tür etkileyici görüntülere sahne oluyor.
Fotoğraftaki mavi bölgeler aslında lav değil. Yüksek basınç ve sıcaklıkta (yaklaşık 600oC) dağın çatlaklarından sızan sülfürik gazlar, havayla temas ettiği anda yanmaya başlıyor ve 5 metre yüksekliğe kadar dumanlar püskürtüyor.
Bu gazların bir kısmı mavi renkli sıvı sülfüre dönüşerek bir yandan yanmaya devam ederken, eğim sayesinde de aşağı doğru akıyor ve bu da lavların hareket ettiği izlenimini doğuruyor.
Shapley 1 : Halka Biçimli Gezegenimsi Bulutsu
Shapley 1 : Halka Biçimli Gezegenimsi Bulutsu
Bir yıldız nükleer yakıtını tükettiğinde ne olur?
Kütlesi yaklaşık olarak bizim Güneşimize eşit olan yıldızlarda merkez yoğunlaşıp bir beyaz cüce haline dönüşürken, havakürenin dış katmanları uzaya fırlatılır ve bir gezegenimsi bulutsu olarak görünür.
Özellikle aşağıda fotoğrafını gördüğünüz ve meşhur gökbilimci Harlow Shapley anısına Shapley 1 olarak adlandırılan bu bulutsu, yapısal olarak çok belirgin bir halka biçimine sahiptir.
Bu tür bulutsular gökyüzünde birer gezegenmiş gibi görünüp isimlerini de bu sayede kazanmış olsalar bile, aslında güneş sistemimizin dışında çok uzaklarda yer alan başka yıldızları çevrelemektedirler.
Katkı Sağlayanlar : Avrupa Güney Gözlemevi (ESO)
Bir yıldız nükleer yakıtını tükettiğinde ne olur?
Kütlesi yaklaşık olarak bizim Güneşimize eşit olan yıldızlarda merkez yoğunlaşıp bir beyaz cüce haline dönüşürken, havakürenin dış katmanları uzaya fırlatılır ve bir gezegenimsi bulutsu olarak görünür.
Özellikle aşağıda fotoğrafını gördüğünüz ve meşhur gökbilimci Harlow Shapley anısına Shapley 1 olarak adlandırılan bu bulutsu, yapısal olarak çok belirgin bir halka biçimine sahiptir.
Bu tür bulutsular gökyüzünde birer gezegenmiş gibi görünüp isimlerini de bu sayede kazanmış olsalar bile, aslında güneş sistemimizin dışında çok uzaklarda yer alan başka yıldızları çevrelemektedirler.
Katkı Sağlayanlar : Avrupa Güney Gözlemevi (ESO)
Mars yüzeyindeki bu tuhaf şekiller nedir acaba?
Mars yüzeyindeki bu tuhaf şekiller nedir acaba?
Buzu çözülen kumullar. Mars'ın kuzey yarımküresine ilkbaharın geldiği günlerde, kutba yakın kumullar aşağıdaki resimde görüldüğü gibi erimeye başlıyor. Aslında; karbondioksit ve su buzları, gezegenin ince havaküresinde doğrudan katı halden gaz hale geçer.
Buzun ince olduğu bölgeler; beklendiği biçimde önce buzu çözülerek, koyu rengiyle güneş ışığını emen kumu ortaya çıkarır ve bu da erimeyi hızlandırır. Bu sürece, incelen buzun içinden patlayarak fışkıran kum fıskiyeleri de dahil olabilir. Yaz geldiğinde, koyu renkli lekeler kumulların tamamını kapsayacak biçimde yayılır.
Gezegenin kuzey kutbu, sürekli esen Mars rüzgarlarının biçimlendirdiği, tuhaf, düzgün yaylar olan barkan kumullarıyla çevrelenmiştir...
Katkı Sağlayanlar : Avrupa Güney Gözlemevi (ESO)
Buzu çözülen kumullar. Mars'ın kuzey yarımküresine ilkbaharın geldiği günlerde, kutba yakın kumullar aşağıdaki resimde görüldüğü gibi erimeye başlıyor. Aslında; karbondioksit ve su buzları, gezegenin ince havaküresinde doğrudan katı halden gaz hale geçer.
Buzun ince olduğu bölgeler; beklendiği biçimde önce buzu çözülerek, koyu rengiyle güneş ışığını emen kumu ortaya çıkarır ve bu da erimeyi hızlandırır. Bu sürece, incelen buzun içinden patlayarak fışkıran kum fıskiyeleri de dahil olabilir. Yaz geldiğinde, koyu renkli lekeler kumulların tamamını kapsayacak biçimde yayılır.
Gezegenin kuzey kutbu, sürekli esen Mars rüzgarlarının biçimlendirdiği, tuhaf, düzgün yaylar olan barkan kumullarıyla çevrelenmiştir...
Katkı Sağlayanlar : Avrupa Güney Gözlemevi (ESO)
28 Mart 2014
Uykusuzluk Beyni Öldürüyor!
ABD’li araştırmacılar, uykusuzluğun sanıldığından daha ciddi sonuçlar doğurabileceğini ortaya koydu. Buna göre, uykusuzluk beyin hücrelerini kalıcı şekilde öldürüyor.
ABD’de Pensilvanya Üniversitesi'nin araştırması uykusuzuğun beyin hücrelerini öldürdüğünü ortaya koydu.
Fareler üzerinde yapılan araştırmada, uzun süre uykusuz kalmanın beyin sapındaki hücrelerinin yüzde 25'ini öldürdüğü saptandı. Araştırmacılar, uzun süre çalışan ve gece mesaisi yapan insanların uyku düzenini fareler üzerinde uyguladı.
Fareler, 3 gün süresince günde sadece 4 ila 5 saat uyutuldu. Uykusuz kalan farelerin, beyin saplarındaki hücrelerin yüzde 25'ini kaybettiği görüldü.
Uzmanlar araştırmayı, uyku kaybının geri dönülemez hasara yol açtığının bir kanıtı olarak değerlendiriliyor. Araştırmacılar, insanlar üzerinde de aynı etkiyi yapması halinde, kaybedilen uykuyu telefi etmeye çalışmanın da boşa olacağını söylüyor.
Okyanustaki asit balıkları vuruyor
Papua Yeni Gine'de gözlenen doğal bir süreç, okyanusların geleceğiyle ilgili tehlike alarmı veriyor. Atmosferde artan karbondioksit okyanusta asitlenmeye neden oluyor. Balıklar asit nedeniyle koku duyusunu yitiriyor.
Bilim insanları, Papua Yeni Gine'nin doğu kıyılarında doğal bir süreci gözlemledi.
Gözlenen doğal süreç, atmosferde artan kanbondioksitin, deniz suyuna karışarak asit oranını artırdığını gösteriyor.
Günde 24 milyon ton karbondioksitin denizler tarafından emildiğini belirten bilim insanları, bu durumun okyanuslardaki yaşamı tehdit ettiğini ifade etti.
Okyanuslardaki asit değişimi nedeniyle mercanların yüzde 30-50'nin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirtildi.
Bilim insanları, mercan resiflerinin üçte birinin kirlilik ve aşırı avlanma nedeniyle yok olduğunu, şimdi ise küresel ısınmanın ve gelecekte de okyanus asitlenmesinin etkisiyle daha fazla zarar göreceğini ileri sürüyor.
Araştırmalar okyanuslardaki asit oranının sanayi öncesi döneme oranla yüzde 170 artış gösterdiğini belirtiyor.
Asitlenme etkisiyle bazı balıkların ise, koku alma duyusunu yitirdiği için avlanmaya daha müsait hale geldiği iddia edildi.
NtvBilim
27 Mart 2014
Facebook Kapatılıyor!
Twitter ve YouTube‘un ardından Facebook da Türkiye'deki kullanıcılar için yasaklanıyor.
Bugün Suriye ilgili tapelerin ardından YouTube’un kapatılabileceği gündeme gelmiş ve çok geçmeden TİB’in idari kararıyla popüler video paylaşım platformuna erişim engellenmişti.
Star TV ana haber bülteninde verilen bilgiye göre TİB, Facebook’u da kapatmaya hazırlanıyor. Bu gelişme haberde “Facebook’un da kapatılacağı yönünde ciddi emareler var. TİB’den Facebook’un kapatılması için bir takım başvuruların yapıldığı bilgisi bize ulaştı” sözleriyle duyuruldu.
Yasaklı Siteler Giriş 2014 Youtube,Twitter
1) Tunnel Bear programını indirirsiniz. Yapmanız gereken şeyhttps://www.tunnelbear.com/ adresine girerek programı indirmek.İndirdikten sonra bilgisayarınızın ekranına kibrit kutusu büyüklüğünde bir kutucuk gelecek. Kutucuktaki düğmeyi “on” yaptığınızda, bütün yasaklar çöpe gider ve Twitter ’a da, youtube'a da, facebook'a da özgürce girersiniz.
Düğmeyi “of” yaptığınızda ise herşey eski haline döner ve tüm Tayyip Erdoğan yasakları geri gelir.
2) Tor Browser kullanabilirsiniz. Bunun için yapmanız gereken:
https://www.torproject.org/projects/torbrowser.html.en
Sitesine ya da ;
http://www.gezginler.net/indir/tor-browser.html
sitesine girerek programı indirip kurmak. Kurduktan sonra start yapıp girmek istediğimiz siteyi yazıyoruz ve engelsiz her sayfaya girebiliyoruz.
3) İlaveten kullanılan tarayıcıya eklenen uzantı programlar mevcut. Bunlardan biri Google Chrome eklentisi olan Zenmate Chrome. Bunun için de şu linke giriyoruz:
https://chrome.google.com/webstore/detail/zenmate-for-google-chrome/fdcgdnkidjaadafnichfpabhfomcebme?hl=en
sitesine giriyoruz ve en üst sağda “free” -ücretsiz yazan butona tıklıyoruz. Böylece program tarayıcımıza eklenmiş oluyor. Etkinleştirip kullanmaya başlıyoruz.
Daha farklı VPN programları ve ayarlar da mevcut. Google’dan bunlara erişebilirsiniz.
Google'dan ilk açıklama
Youtube'un Türkiye'de yasaklanmasının ardından site adına açıklama Google'dan geldi.
YouTube’un akşam saatlerinde Türkiye genelinde TİB erişime kapatılmasının ardından Google’dan ilk açıklama geldi. Açıklamada YouTube’un yasaklanmasıyla ilgili herhangi bir ibarenin bulunmaması ise dikkat çekti.
Google Inc. sözcüsü konuyla ilgili şu sözleri kaydetti:
“Türkiye’deki bazı kullanıcılarımızın YouTube’a erişemediklerine dair raporlar alıyoruz. Bizim tarafımızda herhangi bir teknik sorun olmamakla birlikte konuyu araştırıyoruz.”
Yasaklı Sitelere Giriş 2014 Güncel Konu Anlatımına Gitmek İçin Tıklayın
24 Mart 2014
Zamanın başladığı ana ait izlere ulaşıldı!
Gökbilimciler, Albert Eintein'ın Evren'in oluşumu hakkındaki teorisini doğrulayan çok önemli bir keşfe imza atarak, Büyük Patlama'nın ardından oluşan yerçekimsel dalgaları tespit etmeyi başardı.
Büyük Patlama'nın ardından gelen 'Evren'in ilk genişleme sürecine ait olan dalgalara ait yankılanmalar, Einstein'ın teorilerini de doğruladı. Bilgisayar modelleri, 'Evren'in göz açıp kapayıncaya kadar 100 trilyon trilyon kat (.0000000000000000000000000000000001) genişlediğini ortaya koymuştu.
Einstein'ın yaklaşık 100 yıl önce öne sürdüğü Genel Görelilik Kuramı'nda, yerçekimsel dalgaların Büyük Patlama'da ortaya çıktığı ve 'Evren'in genişlemesiyle güçlendikleri savunulmuştu. Bugüne kadar birçok kez sorgulanan görelilik kuramını doğrulayan en büyük bulgu, yıllar sonra Güney Kutbu'nda elde edildi.
25 milyon dolarlık Bicep2 teleskobuyla ulaşılan 13.8 milyar yıllık yankılar, aynı zamanda 'Evren'in en eski 'radyasyon fosillerini' temsil ediyor. Araştırmada yer alan Minnesota Üniversitesi'nden Clem Pryke, "Samanlıkta iğne bulmaya çalışırken bir levye bulduk" ifadesini kullandı. Pryke, "Evren'in genişleyerek büyüdüğüne ait en büyük delili bulduk. Bulgular, Büyük Patlama'da bir araya gelen temel kuvvetlerin, CERN'deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nda yapılan deneylerde ortaya çıkan enerjinin 10 trilyonlarca katını temsil ettiğini gösteriyor" bilgisini verdi.
Işın parçacıklarını okudu
Bilim insanları, Bicep2 ile elde edilen bulgunun öncesinde, ‘uzayın kumaşını’ ışıktan bile hızlı yırtarak 'Evren'i şiddetle sarsan patlamanın milyarlarca ışık yılı uzunluğunda yerçekimsel dalgalar oluşturduğunu düşünüyordu. 'Evren'in genişlemesiyle ortaya çıkan olağanüstü güç, tıpkı depremlerde okyanusların yüzeyinde suların titremesi gibi uzay-zamanı sarsmaya başladı. Bicep2, elde ettiği izlerle, görelilik kuramına ait en önemli delili buldu.
Yerçekimsel dalgaları doğrudan göremeyen teleskop, Evren’in henüz 400 bin yaşında ve sadece sıcak bir plazma topu halinde olduğu dönemden Dünya’ya ulaşan ışınlardaki fotonları taradı. Uzay boşluğunda ilerledikleri süre içinde yerçekimsel dalgaların etkisiyle sıkışan ve belli yönlerde kutuplaşan ışınların ortaya koyduğu kozmik izler, 13.8 milyar yıl öncesinin fosillerine ulaşılmasını sağladı.
Büyük Patlama'dan gelen telegraf
Johns Hopkins Üniversitesi'nden fizikçi Marc Kamionkowski, araştırma ekibiyle basına yaptığı açıklamada, "Kozmolojideki eksik halkayı bulduk... Varlığından çok emin değildik ama 20 yıl süren araştırmalar sonuç verdi" ifadesini kullandı.
Yerçekimsel dalgalar, uzayda ilerledikçe sıkıştıkları için arkalarında mikrodalga boyutunda iz bırakıyor. Işın dalgaları gibi kutuplanmaları, bilim insanlarına kutuplanma sinyallerini tespit etmelerini de sağlıyor.
Bulguları çok titiz bir şekilde değerlendireceklerini belirten Kamionkowski, "Sonuçlar birbirlerini tutarsa, Büyük Patlama'nın bize yerçekimsel dalgalar olarak işlenmiş, gökte ise mikrodalga izi olarak yansıyan telegrafına ulaşacağız. Gelecek yıllarda bu mesajın bize neler anlattığını daha iyi anlayacağız" dedi.
Kaynak: Nature
23 Mart 2014
Dünyadan yayılan kızılötesi radrasyon, yeni enerji kaynağımız olacak
ABD’li bilim insanları Dünya’dan dış uzaya yayılan kızılötesi enerjinin gelecekte yenilenebilir enerji kaynağı olabileceğini belirtiyorlar.
ABD’li bilim insanları Dünya’dan dış uzaya yayılan kızılötesi enerjinin gelecekte yenilenebilir enerji kaynağı olabileceğini belirtiyorlar. Harvard Mühendislik ve Uygulamalı Bilimler’den (SEAS) fizikçiler fotovoltaik pile benzeyen bir alet tasarladılar.
Fotovoltaik pillerde görünür ışık yakalanarak enerji elde edilirken, yeni icat Dünya’dan dış uzaya yayılan kızılötesi radyasyonu elektriğe dönüştürecek. “Dünya’dan dış uzaya akan enerji bugüne kadar ihmal edilse de bu yenilenebilir enerji kaynağı büyük bir potansiyel taşıyor,” diyor Harvard’ dan bilim insanları. Henüz bu enerji akışının kullanımı için bir teknoloji mevcut değil fakat bilim insanları bu teknolojinin kullanılabileceğini belirtiyorlar.
Atatürk'ün 15 yılda Kurduğu Fabrikalar
2-Gölcük Tersanesi (1924)
3- Şakir Zümre Fabrikası (1925)
4-Eskişehir Hava Tamirhanesi (1925)
5-Alpullu Şeker Fabrikası (1926)
7-Uşak Şeker Fabrikası(1926)
8-Kırıkkale Mühimmat Fabrikası (1926)
9-Bünyan Dokuma Fabrikası (1927)
10-Eskişehir Kiremit Fabrikası (1927)
11-Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası (1928)
12- Ankara Çimento Fabrikası (1928)
13-Ankara Havagazı Fabrikası (1929)
14-İstanbul Otomobil Montaj Fabrikası (1929)
15-Kayaş Kapsül Fabrikası (1930)
16-Nuri Killigil Tabanca, Havan ve Mühimmat Fabrikası (1930)
17-Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası (1931- Genişletildi)
18-Eskişehir Şeker Fabrikası (1934)
19-Turhal Şeker Fabrikaları (1934)
20-Konya Ereğli Bez Fabrikası(1934)
21-Bakırköy Bez Fabrikası (1934)
22-Bursa Süt Fabrikası (1934)
23-İzmit Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası (1934 Temel atma)
24-Zonguldak Antrasit Fabrikası (1934 Temel Atma)
25-Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası (1934)
26-Keçiborlu Kükürt Fabrikası (1934)
27-Isparta Gülyağı Fabrikası (1934)
28-Ankara, Konya, Eskişehir ve Sivas Buğday Filoları (1934)
29-Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası (1935 - Tamamlandı)
30-Kayseri Bez Fabrikası (1934 Temel atma)
31-Nazilli Basma Fabrikası (1935- Temel atma)
32-Bursa Merinos Fabrikası (1935 Temel Atma)
33-Gemlik Suni İpek Fabrikası (1935 Temel Atma)
34-Keçiborlu Kükürt Fabrikası (1935)
35- Ankara Çubuk Barajı (1936)
36-Zonguldak Taş Kömür Fabrikası (1935)
37-Barut, Tüfek ve Top Fabrikası (1936)
38-Nuri Demirağ Uçak Fabrikası (1936- İlk Türk Uçağı NUD-36 Üretildi)
39-Malatya Sigara Fabrikası (1936)
40-Bitlis Sigara Fabrikası (1936)
41-Malatya Bez Fabrikası (1937 temel atma- Bu fabrika hariç bütün bez ve dokuma fabrikaları Atatürk'ün sağlığında açılmıştır.)
42-İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası (1934- Temel Atma)
43-Karabük Demir Çelik Fabrikası (1937- Temel Atma)
44-Divriği Demir Ocakları (1938)
45-İzmir Klor Fabrikası (1938- Temel Atma)
46-Sivas Çimento Fabrikası (1938-Temel Atma)
NOT: Bu fabrikalar sayesinde 1929-1938 yılları arasında ağır sanayi üretimi %152 artarken toplam sanayi üretimi %80 artmıştır. Kömürde %100, Kromda %600, diğer madenlerde %200 artış olurken demir üretimi 0'dan 180.000 tona çıkmış, şeker üretimi 200 misli artmıştır. 1926'da başlayan şeker üretimi 1927-1930 arasında 5162 tondan 95.192 tona çıkmıştır. Tekstil sanayi ülkenin tekstil ihtiyacının %80'ini karşılar duruma gelmiştir. Tekstil ürünleri ithalatı 1927'de 51.000.000 Türk Lirası iken bu rakam 1939'da 11.900.000 Türk Lirasına düşmüştür. 1924-1929 arasında pamuk ürünleri üretimi 70 tondan 3773 tona, yün 400 tondan 763 tona, ipek 2 tondan 31 tona çıkmıştır.
Yazımızı bir Atatürk sözüyle bitirelim!
"Türk Milleti, Türk malı alın, Türk parası Türk ülkesinde kalsın!"
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
22 Mart 2014
Mammatus Bulutları
Dünya'da en nadir görülen iklim olaylarından biri, Mammatus Bulutları'dır. Bilimsel olarak "mammatokümülüs" olarak da bilinen bu bulutlar, daha üstteki bulutların altında kesecik benzeri desenler oluşturur. Çok nadir gözlenen bu oluşum, genelde şiddetli fırtınalar öncesinde meydana gelir.
Bulutlar, isimlerini "meme" sözcüğünden alırlar. Keseciklere "mammae" adı verilir. Mammae, aynı zamanda memeli hayvanlarda bulunan süt bezlerinin adıdır. Bu meme yapılı bulutlar, kilometrelerce bu şekilde loplar halinde bulunabilirler. Her bir memenin çapı 1-3 kilometre, boyları ise 0.5 kilometre kadardır. Ancak bu loplar sürekli değildirler, her biri oluşup yok olur. Bir memenin ortalama varlığını koruma süresi 10 dakika kadardır. Nadiren 15 dakika ile birkaç saat arası varlıklarını koruyabilirler.
Bu yapıların oluşum mekanizmaları henüz bilinmiyor; ancak birçok farklı teori mevcut. Çoğu teorinin temelinde, bu tür bulut oluşumlarına neden olan sert sıcaklık değişimlerine bağlı olarak oluşan atmosferik olaylar yatmaktadır. Teoriler oldukça teknik olduğundan detaylara boğmak istemiyoruz. Genelde akışkanlar mekaniği ve ısı transferinin neden olduğu değişimlerin bulut yapılanmalarında bu tür oluşumlara neden olduğunun düşünüldüğünü söyleyebiliriz.
Yazı için Evrim Ağacı'na teşekkürler...
Hazırlayan: ÇMB (Evrim Ağacı)
Bulutlar, isimlerini "meme" sözcüğünden alırlar. Keseciklere "mammae" adı verilir. Mammae, aynı zamanda memeli hayvanlarda bulunan süt bezlerinin adıdır. Bu meme yapılı bulutlar, kilometrelerce bu şekilde loplar halinde bulunabilirler. Her bir memenin çapı 1-3 kilometre, boyları ise 0.5 kilometre kadardır. Ancak bu loplar sürekli değildirler, her biri oluşup yok olur. Bir memenin ortalama varlığını koruma süresi 10 dakika kadardır. Nadiren 15 dakika ile birkaç saat arası varlıklarını koruyabilirler.
Bu yapıların oluşum mekanizmaları henüz bilinmiyor; ancak birçok farklı teori mevcut. Çoğu teorinin temelinde, bu tür bulut oluşumlarına neden olan sert sıcaklık değişimlerine bağlı olarak oluşan atmosferik olaylar yatmaktadır. Teoriler oldukça teknik olduğundan detaylara boğmak istemiyoruz. Genelde akışkanlar mekaniği ve ısı transferinin neden olduğu değişimlerin bulut yapılanmalarında bu tür oluşumlara neden olduğunun düşünüldüğünü söyleyebiliriz.
Yazı için Evrim Ağacı'na teşekkürler...
Hazırlayan: ÇMB (Evrim Ağacı)
21 Mart 2014
Uzayda Cinsellik ve Doğum Mümkün mü ?
Uzayda Cinsellik ve Doğum Mümkün mü ?
Yaşam kaynaklarımizı hızlıca tükettiğimiz için mi, Dünyanın ömrünün birgün sona ereceğini bildiğimizden mi yoksa sırf merak eden araştıran canlı türleri olduğumuzdan mı dır bilinmez ama uzayda yaşam arayıp, orada kendimize yaşam koşulları oluşturma çalışmalarına başladık bile. Yaşama uygun gezegen arayışlarımız sürüyor.
Uzay çalışmalarında, uzay üssü inşası, uzay giysileri, uzayda yiyecekler, bitki yetiştirme gibi konularda ilerleme gösteren biliminsanları, aynı başarıyı uzayda cinsellik konusunda da göstermeye çalışıyor. Çünkü, eğer uzayda yaşayacaksak, orada ürememiz, üremek için de cinselliği yaşamamız gerekliliği vardır.
Uzayda cinselliğin nasıl yapılabileceğini bilmiyoruz. Fakat, uzayda seks yapmanın romantizmden cok bir külfet olduğunu, cok uğraş verilmesi gerektiğini biliyoruz.
Yerçekimsiz bir ortamda cinsellik üzerine konusan NASA doktorlarından Jim Logan, "Öncellikle yerçekiminin sıfır olduğu bir ortamda cinselligin koreografisinin yapılması gerekir. Çünkü hiçbir yere tutunmadan boşlukta uçan iki insanın öpüşmesi bile zor. Iş cinselliğe gelince sağa sola savrulmak kaçınılmaz. Uygun pozisyonların önceden belirlenip uygulanması gerekir." Logan`a göre, yerçekimsiz ortamın en kötü etkilerinden biri olan ve astronotların da sık sık yakındığı mide bulantısı da romantizmi bozacak önemli bir etken.
Uzayda, astronotların çok fazla terlediği gerçeğini gözönüne alırsak, cinsellik sırasında ter damlaları havada uçuşacak, sıfır çekimli bir ortamda, kan basıncı düşeceğinden, bazı organlarda görevini iyi yapamayacaklardır.
Bu sorunları aştığımızı farzedelim. Peki, anne karnında cenin oluşabilecek mi, yerçekimsiz ortamdan nasıl etkilenecek cenin, doğum gerçekleşebilecek mi ?
1994 yılında Medeka balıkları, uzayda çiftleştirilen ilk canlılar olup, yumurtalarından sağlıklı yavrular çıktı ve bu bize uzayda üremenin mümkün olduğunu gösterdi. Fakat, memeli hayvanlar (insanlar da dahil) hamile kalma süreci, plezantanın gelişim süreci, hamileliğin evreleri ve doğum fazlaca karışık süreçler içerir.
Bu sorulara cevap arayan biliminsanları, fareler üzerinde gerçekleştirdikleri deneyler de şu sonuca ulaştılar: Insanın uzayda, daha doğrusu yerçekimsiz ortamda üreyebilmesi mümkün olmuyor. Yani bir kadının uzay boşluğunda hamile kalması çok çok düşük bir olasılık.
Çünkü, hem spermler yerçekimi yokluğunda yollarını bulmakta çok zorlanıyorlar, hem de radyasyon kadın yumurtalarını ve erkek sperm hücrelerini olumsuz yönde etkiliyerek doğurganlıgın önüne geçiyor. Bu şekilde döllenme mümkün olsa bile, kisa süre de döllenmiş yumurta ölüyor ve düşük gerçekleşiyor.
Yazan : Inanc Kaya
































