30 Aralık 2013

Baphomet Nedir veya Kimdir?

Baphomet, günümüz dünyasında henüz çözülememiş bir semboldür. Birçok araştırma yapılmasına rağmen henüz kesin bir sonuca varılamamıştır. Genel olarak ise araştırmacılar, bunu Tapınakçılar ile alakalı bir anagram olduğu kanısına varmıştır.Bu konuyla ilgili en bilinen yargı ise şudur: 14. yüzyılda Katolik Kilisesi’ nde aforoza uğrayan Tapınakçıların itaat ettiği, taptığı bir figür olduğudur. Bu figür şeytani olarak anılır.
Baphomet sözcüğünün kökeni hakkında da bir bilinmezlik mevcuttur. Yunancada Sophia kelimesinin Atbash ile şifrelenmesiyle ortaya çıktığı iddia edilmiştir. Sophia, hikmet anlamına gelmektedir. İbranice’ ye göre bir birleştirme söz konusudur. Bir diğer görüş de vaftizlik ( Baphe ) ve ustalık ( Metis ) kelimelerinin birleşmesinden oluştuğu görüşüdür. Bazı görüşlerde de Latince kısaltmaların birleşmesiyle oluştuğu yargısı mevcuttur.
14. yüzyılda aforoza uğrayan her Tapınakçı, yargılandıkları zaman Baphomet’ e inandıklarını söylemiştir. Yani sahte bir tanrı olarak dolayısıyla şeytan betimlemesi olarak dile getirmişlerdir. Bunun resimleri de gün yüzüne çıkmış ve günümüzde oldukça popüler bir hale gelmiştir. Uzun boynuza sahip bir keçinin resmi görülür bu betimlemede. O dönemde Tapınak şövalyeleri Baphomet’ e göre hareket ettiklerini söylemişlerdi. Suçsuzluğunu ispatlamaları ise, bu varlığın olduğunu kanıtlamalarına bağlıydı. Oysa olmayan bir sahte tanrı veya şeytani bir imgenin kanıtlanması mümkün olamazdı. O dönemde şövalyelerle birlikte Baphomet de suçlu görüldü ve konu kapanıp gitti. Ancak araştırmacılar hiçbir dönem bu şeytani imgenin peşini bırakmadı. Sürekli bir arayış içine girdiler. En belirgin yargı ise bir anagram olduğu ve bu anagramın Tapınakçıların bilinmeyen adının şifrelenmesiyle oluştuğu görüşüdür.
4657_baphomet1
19. yüzyılda etkinlik gösteren araştırmacı yazar Alphonse Louis Constant ( Levi ), ortaya oldukça ilginç bir deyiş atmıştır. Tamamen araştırmalarına dayalı bir yorum olsa da çok kabul görmüştür. Bu deyiş şöyledir: Templi Omnium Hominum Pacis Abbas ( İnsanlar arasındaki barışın babasının tapınağı ), yani ” Tem. O. H. P. Ab. ” idi. Tersten okunuşuyla BAPHOMET. Son günlerde Masonlarla Tapınakçılar arasında sıkı bir bağ kurulduğundan dolayı, bu imge aynı zamanda “Mason Tanrısı” olarak da görülmektedir. İlginç bir konu da “FEMEN” örgütünün yaptıkları işaretin bu imgeye çok benzemesidir. FEMEN, Ukrayna’ da kurulmuş feminist ve aktivist kadınlardan oluşan bir örgüttür. Henüz FEMEN örgütünün yaygın olarak kullandığı hareketin Baphomet ile bağının olup olmadığı ortaya konulamamıştır.
Kaynakça:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Baphomet


Bambu Nedir? Nerelerde Kullanılır?

Bambu ya da bilimsel adıyla Bambusoideae; halk arasındaki kullanımla hint kamışı, bambuseae ve olyreae isimli iki ayrı türe ayrılan, bazen birbirlerinden çok farklı görünen yaklaşık 1213 bitki türlerinden oluşan bir bitki türünü kapsayan tanımdır.

Bambuseae adı verilen tür bambular; ağaç gibi büyüyen, tahtalaşan, ince yapraklı ama çok büyük çiçekli bambu türüdür. Büyümekte sınır tanımayan bambular 38 metre uzunluğa ve 80 santimetre genişliğe kadar ulaşabilmektedir. Bir günde en hızlı büyüyen ölçülebilmiş bambu örneğiyse yaklaşık 40 santimetre civarında büyümüştür. Esneklikleri sayesinde kırılma olasılıkları oldukça düşüktür. Nadir olarak çiçek veren bu türde, bazı bambuların çiçek vermesi yüzyıl gibi bir süreyi bulabilmektedir. Çiçek açan türleri pandaların beslenmesinde kullanılabilmektedir. Olyreae türü bambularsa ot gibi büyüyen, tahtalaşmayan ve boyutları 1 metreyi geçmeyen bambulardır.
Dünya coğrafyasında yaygın oldukları bölgeler, Muson Asya’sı ve Güney Amerika olan bu bitkiler Afrika’nın düzenli yağış alan bölgeleri ve Kuzey Amerika’da da yetişebilmektedir. Bambular tarih boyunca hemen hemen her dönem insanların işine en çok yarayan bitkilerden birisi olmuştur. Ayrıca bambular diğer bitkilere göre yüksek oranda karbondioksit emilimi yaparlar ve yine yüksek oranda oksijen üretip salarlar. Küresel ısınmaya karşı faydalı bir yapıları vardır. Türlerinin büyük bir kısmı toprağa ekmeye gerek olmadan belirli miktardaki su içinde yaşayabilmektedir. Düzenli bir şekilde suyu yenilenen ve güneş alabileceği bir ortama konulan bambular sağlıklı kalabilmektedir. Sebze olarak yenilmesinden ilaç olarak kullanılmasına, turşusunun kurulmasından depresyon tedavisinde kullanılmasına, inşaat malzemesi olarak kullanılmasından müzik aleti yapımında kullanılmasına kadar onlarca alanda çok çeşitli şekillerde kullanılabilirler. Eski zamanlarda Asya’da deniz araçları yapımında ve su borusu yapımında kullanılan bambular suya en dayanıklı bitki türlerinden birisidir. Aynı zamanda özellikle Japonya’da kışın ağaçları soğuktan korumak için kullanılan bu bitkiler -20 derecelik soğuklara karşı bile dayanabilmektedir.
bam2
Müzik aleti olarak kullanılmaları da özellikle Çin ve Japonya’da görülen bu bitkiler çoğunlukla flüt yapımında kullanılmalarını beraberinde getirmiştir. Eski zamanlarda savaş dönemlerinde ok, mızrak, tuzak yapımında kullanılabilen bu bitkiler aynı zamanda kağıt yapımında da kullanılabilmektedir. Özellikle tarih boyunca Asya’da hemen her alanda kullanılan bu bitki türünün bazı kültürlerde sembolik anlamları da vardır. Çinlilerde bahçe sanatında çamla birlikte kullanıldığında uzun ömrü temsil eden bambular çam ve erikle kullanıldığında soğuk mevsimin üç arkadaşını temsil ederler. Japonlarda dürüstlüğün ve temizliğin sembolüdür. Filipinlerde şans sembolü olan bambular, Hindistan’da dostluğun sembolü olmuştur.
Ülkemizdeyse bambular özellikle 2000′li yılların ortalarında popüler olmaya başlamış ve çoğu eve girmeyi başarmıştır. Ama ülkemizde Asya ülkelerinin aksine kullanım alanı oldukça çeşitlilik gösteren bambulardan tam anlamıyla yararlanılmaya henüz başlanmamıştır. Daha çok evlerde süs bitkisi olarak kullanılan bambular doğanın en sağlam ve en çok kullanım alanı olan bitkilerinden birisidir. Ama ülkemizde sadece havlu, sandalye ve belirli şartlar altında yapı malzemesi olarak kullanılan bambular hak ettikleri değere halen tam anlamıyla kavuşamamışlardır. Bambular estetik, sağlam ve dayanıklı bir doğal zenginlik olmanın yanı sıra iyi bakıldıklarında iyi birer arkadaşta olabilmekte ve senelerce hayatlarını devam ettirebilmektedirler.
Kaynakça:
vikipedia, meydan laorusse


Göz Seğirmesi Neden Olur?

Dünyanın her yerinde göz seğirmesi ile ilgili efsaneler anlatılır. Peki, göz seğirmesi için herhangi bir bilimsel açıklama var mıdır? Bu makalede bundan bahsedeceğiz. Hawaii’deki bir inanışa göre, göz seğirmesinin bir yabancının geleceğinin alameti olduğunu biliyor muydunuz?

Göz seğirmesi göz kapağının istemsiz hareketi yada kas spazmıdır. Çoğu kişi bu durumu yaşamıştır ve aniden başlayıp bir kaç dakika sonra kendiliğinden geçtiğini görmüştür. Ancak göz seğirmesi daha sık oluyorsa ve belirtiler bir kaç günden aya kadar uzun bir süre devam ediyorsa, bu durum sadece bir sıkıntı olmaktan çıkar. Çok nadir bazı durumlarda semptomlar o kadar şiddetlidir ki kişinin gözünü açması zorlaşır. Öyleyse şimdi göz seğirmesinin nedenlerine ve tedavi için neler yapılabileceğine bakalım.
Göz Seğirmesinin Nedenleri: Göz seğirmesinin bazı olası nedenleri sık görülenler ve nadir olanlarla birlikte aşağıda listelenmiştir. Sık Görülen Nedenler; Kuru göz -Işık hassasiyeti (fotofobi), Konjonktivit, Uyku eksikliği, Alerjiler, Stres ve yorgunluk, Hava kirliliği, Aşırı kafein ve alkol alımı, Magnezyum eksikliği, Görme problemleri, Kornea iltihabı, Benign blefarospazm, Göz kapaklarının blefarit veya inflamasyonu Benign esansiyel blefarospazm, uzun süren göz seğirmelerinin en sık rastlanan sebebidir.
4642_670px-stop-eye-twitching-step-2
Bir veya iki göz kapağındaki kasların istemsiz kasılması ile seyreden bir hastalık olup, hastanın uzun süre göz seğirmesi problemi yaşaması muhtemeldir. Tedavi edilmezse kişinin görüşünü etkileyebilir hatta yüz spazmlarına yol açabilir. Yetişkinler, çocuklara göre bu duruma çok daha yatkındır.
Nadir Görülen Nedenler: Nadir durumlarda, göz kapağındaki bu seğirme Parkinson hastalığı, Bell paralizisi gibi bazı sinir bozukluklarının bir belirtisi olabilir. -Hemifasiyal spazm göz kapaklarının seğirmesine neden olabilen başka bir nadir hastalıktır. Aynı zamanda yüz kaslarını da etkileyen nörolojik bir durumdur. Nadiren de olsa, bazı ilaçlar bu duruma yol açabilir. Ne Zaman Doktora Görünmelisiniz? Göz seğirmesi çoğunlukla zararsız olmasına rağmen, aynı zamanda bir hastalık belirtisi olabilir. Öyleyse ne zaman gözden gelip, ne zaman doktora gitmeliyiz?
4642_eye-twitching-1
Aşağıdaki belirtilerden bir veya bir kaçını görürseniz bir doktora görünmeniz gerekebilir:
Göz kapaklarının iltihabı, bir hafta veya daha uzun süre gözün seğirmesi. Ciddi spazmlar nedeniyle gözünü açmada zorluk, üst göz kapağında sarkık.
Yüz kaslarının spazmları ve tedavisi: Genellikle göz seğirmesi herhangi bir tıbbi müdahale gerektirmeden kendi başına iyileşir. Gözünüze sıcak kompres uygulayarak ya da hafifçe masaj yaparak rahatsızlığı azaltabilirsiniz. Altta yatan hastalığa bağlı olarak uygulayabileceğiniz bazı tedavi yöntemleri; Kuru göz, göz damlaları ve suni gözyaşı kullanılarak tedavi edilebilir. Işık hassasiyeti nedeniyle göz seğirmesi yaşayan insanlar güneşin UV ışınlarından korunmak için güneş gözlüğü kullanabilir ya da bilgisayarda uzun saatler boyunca çalışırken parlama önleyici gözlük kullanabilirler. Eğer göz seğirmesi uyku eksikliği nedeniyle olmuşsa tek yapmanız gereken uykunuzu almaktır. Her gün en az 6-8 saat uyumalısınız. Antihistaminikler, göz seğirmesine neden olabilen alerjik reaksiyonlarda rahatlama sağlayabilir. -Göz seğirmelerinin nedeni stres ve yorgunluk ise, stresinizi azaltacak önlemler almalısınız.
Çalışırken küçük aralar vermek, egzersiz yapmak stresinizi azaltabilir. Kafein ve alkol gibi maddelerin aşırı alımı nedeniyle oluşmuşsa bunları azaltmak sorunu çözecektir. Magnezyum eksikliği göz seğirmelerine neden olabilir. Bu durumda magnezyum takviyeleri kullanılabilir. Benign esansiyel blefarospazm, botox olarak bilinen botulinum toksini ile tedavi edilebilir. Çok küçük bir miktar botox belirtileri gidermek için etkilenen bölgeye enjekte edilir. Diğer tedavi seçenekleri durumu hafifletmek için başarısız olursa, o zaman doktorlar gözün seğirmesinden sorumlu siniri çıkarmak için ameliyatı tercih edebilir. Bazen spastik kasların kaldırılmasını da tavsiye edebilirler. Yani önemsiz bir göz seğirmesi olabileceği gibi önemli bir durumda olabileceğinden ihmal etmemelisiniz. 
Kaynakça: http://www.buzzle.com/articles/what-does-it-mean-when-your-eye-twitches.html



Robotların Tarihçesi

Robot sözcüğünü ilk olarak çekoslovak yazar Karel Capek Rossum’s “Universal Robots” adlı oyununda kullanmıştır. Çekoslovakça’da “robota” sözcüğü “zorla çalıştırılan işçi” demektir. Fakat genel bir tanımla robot, ottonom veya önce programlanmış elektronik cihazlar olarak tanımlamak mümkündür.Robotlar bilgisayar kontrolünün yanı sıra uzaktan kumanda ile de kontrol edilebilinir.
Robotlar günümüzde büyük bir tarihsel gelişime uğramışlardır. İnsanların ilk ürettikleri robotlar; eğlence amacı ile üretilmişti.İç mekanizmasından çok dış görünüşü ile ilgileniliyordu.Birden fazla görev istenemiyordu yeni bir görev için yeniden tasarlanması gerekiyordu. Üzerinde herhangi bir sensör yer almıyordu.Günümüzde ise robotlar insanların ihtiyaçlarının büyük bir kısmını karşılayacak hâle gelmiştir.Şuanda en büyük kullanım alanını endüstriyel sanayi oluşturmaktadır. Zamanla insanların robotlara karşı öngörü ile yaklaşmasıyla Isaac Asimov robotların amacının insanlara hizmet olduğunu belirterek, robot yasası adı altında bilgi yayımlar.
Üç maddeden oluşan bu yasa şu şekildedir;
1. Bir robot bir insana zarar veremez ya da kayıtsız kalarak bir insanın zarar görmesine neden olamaz.
2. Birinci yasayla çatışmamak koşuluyla, bir robot insanlar tarafından verilen emirlere uymak zorundadır.
3. Birinci ve ikinci yasayla çatışmamak koşuluyla bir robot kendi varlığını korumalıdır.
ro4Zamanla robotların gelişimini şu şekilde sıralayabiliriz;
*1930′’lu yıllarda uçak tasarımcıları uçaklar için otomatik pilotu tasarladılar. Bunlara Avrupa’da robot pilot deniliyordu. Aynı dönemde ilk olarak sprey boya ile duvarları boyayan endüstriyel robotlar yapıldı. Bu makinelar verilen bir görevi yerine getirebilmek i¸cin önce bir alıştırma ve eğitim evresinden geçiyorlar, bu evrede yaptıkları hareketlerin bilgilerini kaydediyorlar ve daha sonra bu kaydı kullanarak hareketleri tekrar ediyorlardı.
*1940’’larda Westinghouse yatay düzlemde bağımsız olarak tümüyle hareket eden iki robot yarattı. ”Electro” adlı robot, dans ediyor, 10’ a kadar sayıyor, sigara içiyor ve yeni Westinghouse ürünlerini tanıtıyordu. Arkadaşı robot köpek de yanında yürüyor, arka bacakları üzerine kalkıyor ve havlıyordu. Hiçbir insan müdahalesi olmadan, çevresindekileri algılayıp tepki vermek üzere programlanabilen ilk robot. Yapay zeka labaratuvarlarında algılama ve görme ile ilgili teorileri test edebilmek amacı ile tasarlanmıştır. Bu tip¸ calışmalardan biri de 1940′’lı yıllarda Shannon geliştirdiği labirent ¸cözebilen bir faredir. Bu fare basit bir öğrenme algoritması ile çalışıyordu.
*1953 yılında Grey Walter, robot bir kaplumbağa geliştirdi. Oval şekilli bu kaplumbağanın hareket etmesi ve yön değiştirmesi iki motorla sağlanıyordu.
ro5*Kaplumbağa, ufak noktasal ışık kaynaklarının yerleştirildiği karanlık bir odada ışık dedektörleri ile ışığı algılayıp, ışık şiddetine bağlı olarak ışık kaynağına doğru yöneliyor veya ı¸sık kaynağından uzaklaşıyordu. Kaplumbağa aynı zamanda enerjisi azalınca priz bulup kendisini şarj edebiliyordu.
*1953′’te Japon firması Seiko, farklı tipdeki bir çok saat parçasının montajını yapan minyatür bir robot geliştirdi.
*1965 yılında “DENDRAL” isimli ilk uzman sistem yazılım geliştirildi.
*1976 yılında Viking 1 ve Viking 2 uzay araçlarında robot kolar kullanıldı.1998: Robot oyuncak FURBY piyasaya çıktı.
*1999 yılında Sonyi yeni oyuncak ve ev hayvanı Aibo’’yu piyasaya sürdü.
*2000 yılında Honda, yeni humanoid robotu Asimo’’yu dünyaya tanıttı.
*2004 yılında Robotik sektörü sadece Kuzey Amerika’da 1.06 milyar dolarlık iş hacmine ulaştı.
*2008 yılında Nasa’nın Phoenix robotu, Mars’ta başarılı bir şekilde araştırmaları yönetiyor.
*2008 yılından sonrada robotlar gelişimini sürdürdü ve sürdürmeye devam ediyor.


Halkalı Solucanlar Hakkında

Yaygın Adı: Bölünmüş solucanlar
Şube: Deniz halkalı solucanlar
Sınıf Archiannelida: Yaklaşık 50 küçük tür, ilkel, yüzeysel basit deniz halkalı solucanlar.
Sınıf Polychaeta: Çoğu derisi dikenli deniz solucan! sıra solucanlar, kulplu solucanlar olan yaklaşık 11 bin tür.

Halkalı solucanlar şubesi, halkalılar ve bölünmüş solucanlar diye de bilinir. Toprak solucanları, sıra solucanlar, kulplu solucanlar ve sülüklerden oluşan yaklaşık 15 bin bilinen türden oluşur. Kum taneciklerinin arasında yaşayan deniz halkalı solucanları gibi mikroskobik türlerden, 3 m uzunluğundaki Güneydoğu Avustralya ve Güney Amerika topraklarına doğru giden türlerine kadar boyutları değişiklik gösterir. Bazıları arka bahçe omurgasızlarına aşina, bazıları diğer hayvanların kanını emerek korkunç varlıklarını sürdürür. Bazılarıysa derin okyanuslar gibi dünyanın en erişilmez ve yaşanması zor bölgelerinde yaşar.
Halkalı Solucanın Vücudu
Genelde bir halkalı solucan vücudu uzun ve bölmelerden oluşur. Belirli diğer solucanımsı şubelerle beraber, halkalı solucanlar bazen sölomsuz solucanlar olarak da bilinirler. Solom; bağırsak, kalp gibi yaşamsal organların bulunduğu sıvıyla kaplı vücut boşluğu. Üreme organları geçici olarak durmuş. Toprak solucanları ve deniz halkalı solucanlarında sölom geniş. Sülüklerdeyse çeşitli iç organlara besin ve solunum gazları sağlayan kanal ağlarına indirgenmiş.
Deniz halkalı solucanları, dolaşımın özel kan damarlarıyla sağlandığı belirli bir baştan, iki çift bölünmüş sinir yapısı ve karna ait sinir kollarından oluşan bölünmüş vücut yapılarına sahip.
Tekrarlanan Yapılar
4614_plongipesKaslar, ekskretuar, üreme ve sinir sistemleri her bir segmentte tekrar eden öğeler. Segmentler, doku parçasını ikiye bölen “septa” adı verilen yapılarla ayrılır. Bağırsak ve kan damarları gibi sürekli bir baştan bir başa akan boylamsal yapılar bile sindirim bezeleri ve yan damarlar gibi segmentli özelliklere sahip. Her bir bölünmeye hayvanın vücudunun ayrılması (ense halkası) denir. Bu ayrımları tuhaf vücut halkalarıyla, özellikle toprak solucanları olmak üzere birçok deniz halkalı solucanın vücudunda görmek mümkün. Deniz halkalı solucanın ismi, Latincede yüzük anlamına gelen annulus isminden gelir.
Deniz halkalı solucanlarının çoğunun dış özellikleri bölünerek ayarlanmış. Örneğin, deniz halkalı solucanlarının bacak benzeri yan ayakları ya da toprak solucanlarının sert kılları ve bazı sülüklerin beyazımsı küçük organları. Her bir ayrım alt tamamlayıcı organlara sahip. Fakat en azından yetişkinlerde, parçalar arasındaki bu ayrım daha az belirgin. Sülükler metamerik özelliklerini embriyo olarak açıkça gösterir. Halkalı solucanlar, ağızdan anüse vücut uzunluğunda boru şeklinde uzayan bağırsağa sahip. Aslen, “uzun hayvanlar” diye bilinen eklem bacaklılar ve omurgalılar gibi hayvanlara benzer. Bizler gibi, vücudun bir ucunda yediklerini yutarlar, işlerler, sindirirler, besinler bağırsağa doğru giderken emebildikleri kadar emerler ve kalan ne varsa anüs yoluyla dışarı atarlar. “Basit hayvanların” kullandığından çok daha etkili bir besin- işleme yöntemi. Etkili bir biçimde beslenerek halkalı solucanlar, süngerler, yassı solucanlar ve mercanlardan daha çok enerjiden yararlanabilir. Sonuçta da, sıklıkla daha zorlu durumlarda daha aktif bir hayatları var.
Halkalı solucanların sınıflandırılması temelde dış özelliklerine dayanır. Birçok tür tek bakışta üç sınıfa ayrılabilir. Deniz halkalı solucanları (sınıf Polychaeta), toprak ve tatlı su solucanları (alt sınıf Clitellata) ve Hirudinea alt sınıfındaki sülükler. Deniz halkalı solucanları kıllı, açıkça bölünmüş ve genellikle sucul. Toprak ve tatlı su solucanları da açıkça bölünmüştür. Fakat az kıllılar ve genelde toprakta yaşarlar. Diğer yandan sülükler açıkça dış bölünmeden yoksun ve genelde tatlı suda yaşar.
4614_solucan
Halkalı solucanların, ikisi de az tanımlanan türlere sahip iki farklı sınıfı daha var. En az bilinen sınıf Archiannelida. Bölünme veya sölom belirtisi göstermeyen, az ya da hiç dikeni olmayan ilkel görünümlü solucanlar. Bu grup hiçbir şekilde doğal bir biyolojik sınıf değil. Üyeleri hayatlarını kolaylaştırmak için bir araya toplanır. Bazıları muhtemelen tamamen bölünmüş olan deniz halkalı solucanları gibi daha kompleks hayvanlardan gelişmişken, bazıları halkalı solucanların bilinen atalarıyla yakından ilişkili olabilir. Halkalı solucanların dördüncü sınıfı, Myzostomaria, özellikle yıldız balığı ve deniz kestanesi gibi derisi dikenli omurgasızların vücudunda parazit olarak yaşar.
Fosiller
Halkalı solucanlar şüphesiz en eski hayvan gruplarından. Bununla beraber, tam olarak kaç yaşında olduklarını söylemek güç. Dolayısıyla birçoğunun yumuşak vücutlu olduğundan halkalı solucanların fosil kayıtları sınırlı.
Aslında, fosil sülükler ve toprak solucanlarına dair bildiklerimiz çok sınırlı. Deniz halkalı solucanları, özellikle de sert çeneliler biraz daha iyi korunmuştur.
Halkalı solucanların Kambriyen dönemde de, bundan 500 milyon yıl önce, var olduğuna şüphe yok. Spriggina diye bilinen bir fosil halkalı solucanlara benzer özellikler taşır. Fakat bütün uzmanlar halkalı solucanın Annelida şubesine ait olduğu konusunda hemfikir değil. Buna rağmen bilinen fosiller günümüzdeki iki temel halkalı solucan grubuna da işaret eder; Polychaeta (deniz halkalı solucanları) ve Clitellata olan bu gruplar Paleozoik çağda kurulmuşlardır (570 ila 225 milyon yıl öncesine). Eklem bacaklılar gibi halkalı solucanlar da, segmentlerinin özleşmesini arttırıp bölünmeyi azaltarak devrimsel bir trend gösterdi. Sülükler daha az ve daha az belirli bölümleri ve eklentili olmamalarıyla halkalı solucan vücut planından farklıyken, deniz halkalı solucanların, diğer benzer birçok vücut bölümleriyle ilkel oldukları düşünülür.
Kaynakça:
BBC Vahşi Yaşam
Yazar: Tuncay Bayraktar


Tereyağının Yararları Nelerdir?

Tereyağı hayvansal bir besindir. Tereyağı A, E, D vitamini ve protein açısından zengindir. Pek çok yağda protein oranı sıfırdır. Bu da tereyağını diğerlerinden ayıran başlıca özelliklerinden birisidir. Kalsiyum, fosfor ve demir içerir. Hayvanın beslenme şekline göre rengi sarı veya beyaz olabilir. İnek, koyun ve keçinin sütünden elde edilir. Kendine has bir kokusu ve eşsiz bir lezzeti vardır. Doymuş yağdır ama nerdeyse oda sıcaklığında bile eriyebilen bir yapıya sahiptir. Hepsinden önemlisi doğal bir besindir. Özellikle kahvaltıda çiğ olarak tüketildiği zaman sindirimi çok daha kolaydır.
Kırsal bölgelerde hâlâ önemli bir besin maddesidir. Çünkü herkesin evinde ineği, keçisi, koyunu vardır. Bu hayvanların sütünden elde edilen tereyağı da günlük olarak tüketilmektedir. Buna rağmen sağlık sorunu yaşamayan bölge insanları, uzun yıllar yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmektedir. Bu da tereyağı kullanımının, zararlı olmasından çok yararlı olduğu konusunda bir kanıttır. Tereyağı yıllardır, bilim adamlarının söylemine göre; fazla tüketilmemesi, kolesterol yaptığı ve zararlı olduğu gerekçesiyle yasaklı yiyecekler arasında yer aldı. Günümüzde İngiliz bilim adamlarının yaptığı araştırmalar tereyağının sanıldığının aksine zararlı olmadığını kanıtladı. Doymamış yağ ağırlıklı beslenmenin kalp krizi riskini daha çok arttırdığı saptandı. Aslında margarinle kıyaslandığında margarin kullanan insanlarda kalp hastalığı riskinin tereyağı kullanan insanlara göre çok daha fazla olduğu yapılan çalışmalarla ortaya çıktı. Sanıldığının aksine kalp hastalığına yakalanma oranının tereyağı kullananlarda, kullanmayanlara göre daha düşük olduğu saptandı. Doymuş yağ oranının yüksek olması bilinenin aksine yağ oluşumunu değil yağ yakılmasını hızlandırmaktadır. Öyle ki İngiliz bilim adamları kırk yıllık bir hatadan dönüldüğünü bilmelerine rağmen, bunu itiraf etmekte zorlandılar.
4690_tereyagi
Doymamış yağ ağırlıklı beslenme sonucunda, insülin direncine bağlı olarak obezitenin arttığını söyleyen bilim adamları, tereyağının ise obeziteyi önlediğini son yaptıkları çalışmalarla duyurmuşlardır. Ayrıca şeker hastalığına iyi geldiği ve kolesterolü düşürmeye yardımcı olduğu ortaya çıkmıştır.Tereyağı çok iyi bir antioksidandır, yani vücutta biriken istenmeyen maddelerin dışarı atılmasında çok gerekli bir yağdır. Bunun yanı sıra iltihap kurutucu, alerji ve kansere karşı da son derece koruyucu bir yağdır. Geçmişte hipertansiyon ve felçlere neden olduğu düşünülse de günümüzde, bu konuda yapılan araştırmalar ve deneyler öyle olmadığını açıkça ortaya koymuştur.
Tereyağı vücuttaki enerji tüketiminde rol oynar bu da kilo alım hızını dengeler. Sindirimi kolaylaştırır. Tereyağı geçmişteki kötü ününü yıkıp bu gün hak ettiği değere kavuşmuştur ama tereyağı tüketirken de ölçüyü kaçırmamak gerekir. Her besin için aynı durum söz konusudur. Yeterince tüketmek, aşırıya kaçmamak gerekir. Normal beslenme düzeni içinde kahvaltıda ve yemeklerde kullanımı yeterli olacaktır. Beslenme konusunda vücudumuz bizim için iyi bir uyarıcıdır. Bilgi kirliliği içinde bocalamadan, vücudumuzun isteklerini dikkate alırsak ve ölçüyü kaçırmadan her besini yeterince tüketirsek doğru bilinen yanlışların, vücudumuza vereceği zarardan korunabiliriz.
Kaynakça:
vikipedia, medicana sağlık ansiklopedisi



Mango Nedir?

Mango, kapalı tohumlu, iki çenekli ve sakız ağacıgiller familyasının Mangifera cinsine ait tropik, astropik ağaçların verdiği meyveye denir. Dünyaya anavatanı olan Hindistan’dan yayılmış olan mango kendi içinde çeşitli türlere ayrılmaktadır. En çok bilinen tür pek çok tropik, subtropik bölgede yetiştirilip dünyanın büyük bir kısmına pazarlanan Hint mangosu türüdür.
Ağaçta yetişen bir meyve olan mangoların, ağaçları 40 metre yüksekliğe ulaşabilmekte ve 10 metreye kadar olan kısımları meyve verebilmektedir. Bazı türleri ise, çeşitli aşamalar sonucu bodur ağaçlar şeklinde 2 ile 2,5 metre arasında meyve vermeye başlamıştır. Uzun ömürlü bir ağaç çeşidi olan mango ağaçları yüzlerce yıl yaşayabilmektedir. Çiçeklenme dönemlerinde oldukça karakteristik bir koku yayan mango ağaçlarının meyvelerinin olgunlaşma süreleri 3 ile 6 ay arasındadır. Tropik bölge bitkisi olan mango ağaçlarının yaşayabilmesi için sıcaklık -4 derecenin altına düşmemeli ve meyvenin olgunlaşırken tadını koruyabilmesi için 30 derecenin üzerinde de olmamalıdır.
Binlerce yıldır Asya’’nın güneyinde yetiştirilen ve bölgesel geçim kaynaklarından birisi olan mangoların dünya üzerindeki üretiminin % 30 ile 35′’lik kısmı Hindistan’da yapılmaktadır. Ama söz konusu dünya üzerindeki mango ticareti olunca Hindistan’ın payı % 1′’i geçmemektedir. Asya’nın bazı bölgelerinde olgunlaşma süresince zehirli bitkilerle temas halinde olan mangoların insan vücudunda alerjik reaksiyonlara sebep olduğu bilinmektedir.
Kullanım alanı oldukça geniş olan mangolar, C vitamini açısından oldukça zengin ve lifli bir bitkidir. İnsan vücuduna düzenleyici etki yapan mangolar saç, cilt ve sinirler için çok yararlı ve potasyum oranı yüksek bir anti-oksidan (vücuttaki zehri atıcı)’dır. Türden türe tadı değişmekle birlikte genel olarak tatlı bir meyvedir. Olgunlaşma aşamalarında önce yeşil olan mangolar tam anlamıyla tüketilecek duruma geldiklerinde sarı, turuncu ve kırmızı renklere bürünmektedir. Olgunlaşmadan dalında kopartılan meyveler ise kahverengi kutuların içinde saklanarak yumuşatılmaktadır.
4737_mango1
Evrim bilimciler tarafından Avokado ile aynı ağaçtan türediği varsayılan mangoların tadı;  avokado, kavun ya da eriğe benzetilebilir. Sos yapımında kullanılmasından dondurma yapımına, konservesinin yapılmasından içecek yapımına kadar çok farklı alanlarda kullanılabilen mangolar Asya’nın en popüler bitkilerinden birisi olmasının yanı sıra yetişme koşulları için elverişli bir ortam bulduğu Güney Amerika’da özellikle Brezilya’da oldukça sevilen ve yetiştiriciliği yapılan bir bitkidir.
Bulundukları iklim ve coğrafya şartlarına göre aynı türlerin farklı ülkelerde farklı dayanıklılıklar veya hastalıklar gösterdiği görülmüştür. Dünya üzerinde üretilen tropik meyve üretiminin yaklaşık olarak % 50′’lik kısmı, mangolara ayrılmakta ve bu durum da meyvenin ne kadar çok sevildiğini ve ona olan talebi gözler önüne sermektedir. Aynı zamanda yine bir diğer tropik meyve olan mangostan (mor renkli kalın kabuğunun altında yumuşak yenen beyaz kısmı bulunan meyve) ile karıştırılan mangolar bu türden tamamıyla farklı bir türdür. Çeşitli alanlarda kullanılmasının yanı sıra önemli bir kültür öğesi olan bu bitki Hindistan, Filipinler ve Bangladeş’in milli meyvesidir. Aynı zamanda Bangladeş’in milli sembolüdür. Hint düğünlerinde yaprakları dekorasyon amaçlı kullanılan mangolar, Hinduizm’de mükemmellik sembolüdür. Avustralya’da ise, bir nevi yardımlaşma sembolü olan mangoların sene içindeki ilk üretiminden elde edilen ürünleri açık arttırma ile satılır ve kazanılan para ile zor durumdaki insanlara yardım edilir. Dünya üzerinde bilinen ilk ihracı 1600’lü yıllarda Amerikan kolonilerine olan mango şu anda dünyanın dört bir yanına dağılmış ve çok farklı ülkelerde yetişebilen türleri içinde barındırmaktadır.
Tayland, Endonezya, Sri Lanka, İspanya, Küba, Orta Amerika ülkeleri, Jamaika, İsrail, Çin gibi birçok farklı ülkede yetişen mangonun 1000’i geçkin türü bulunmaktadır. Ülkemizde ise Akdeniz Bölgesi’nde Antalya ve Mersin gibi sıcaklık değerleri yüksek şehirlerde soğuktan koruma önemleri alınarak yetiştirilebilmektedir.
Kaynakça:
vikipedia

SERİ KATİLLER HAKKINDA ?



Seri katil, bir aydan daha uzun bir dönemde, 3 veya daha fazla insanı öldüren kişiye denilir. Kurbanlar sıklıkla aynı şekilde ve benzer özellikler taşıyan (aynı meslek,görünüş,cinsiyet veya yaş grubu) kişilerden oluşur. 

Seri katillerde, ağır basan psikiyatrik tanı psikopatidir. Psikopatlar, empati ve suçluluk duygusundan uzak bir halde, ben merkezci ve itici, sosyal, ahlaki ve hukuki kabullere uymayan kişilerdir. Psikopatlar yarattıkları ve benimsedikleri kurallara uymayı tercih ederler. Genellikle dışarıdan gözlendiklerinde normal, göze batmayan ve hatta toplumda saygı gören ve çekici kişiler olabilirler.

Yapılan istatistiklere göre, seri katiller, erkeklerden cok kadınarı ve tanımadıklarını öldürmeyi tercih ediyorlar. Seri katillerin genel profili ise ; Aşağılık duygusuna ve problemli bir çocukluk geçmişine sahip veya cinsel saldırıya uğramış, çoğunluğu beyaz tenli, heteroseksüel ve dindardırlar. 

Iktidar ve güç ihtiyaçlarını tatmin için öldürüyorlar. Hepsinde cinsel davranış bozuklukları ve intihar eğilimi vardır. Çoğunluğu alkol veya uyuşturucu bağımlısı, gerçekle yüzleşmekten kaçınan kişilerdir. Hayvanlara işkence etmeyi de seven tiplerdir. Cinayet işlerken ne yaptıklarının farkında oldukları için, cezai sorumlulukları vardır.

Katil, öldürmeye ara verdiği dönemde, cinayeti hafızasında canlı tutabilmek için kurbandan muhakkak bir eşya ya da bir organ alır. Zeka seviyeleri normalin üstünde hatta %30 u üstün zekalı insanlardır. %81 i pornografiye, %79 u mastürbasyona, %71 i röntgenciliğe meraklıdır.

Kadın seri katillere daha seyrek rastlanır. Duygusal olarak yakın oldukları erkekleri kişisel sebeplerden dolayı öldürmeye daha çok eğilimlidirler. Erkeklerin yabanci kurban seçmelerinin aksine kadın seri katiller genellikle etraflarındaki eş-dost ve tanıdıklarından kurbanlarını seçerler.Kadın seri katiller için önemli kurbanlarının arasında kocaları ve çocukları vardır. Çocuk öldürmede kadın seri katiller, erkeklere oranla daha yüksek yüzdeye sahiptirler.( %21, %39 arası ). 105 kadın seri katil arasında yapılan araştırmaya göre, en çok başvururulan cinayet yöntemi zehirleme çıkmıştır. 

Dünyada bilinen en ünlü seri katliller ise ; Karındeşen Jack (1888 ), Londra`da coğunluğu fahişeler olmak üzere 15 kişiyi öldürmüştür. Ünü yakalanamamasından gelir. 

Çin`de, M.Ö 144 yılında imparator yiğeni Lui Pengli, en az 100 kişiyi öldürmüştür. Imparator yiğenine kıyıp ölüm cezası verememiş, sadece asaletini elinden almıştır. 

15.ci yüzyılda Avrupa`nın en varlıklı kişilerinden Gilles de Rais, 140 ile 800 arasında köylü çocuklar ve genç erkekleri öldürmüştür.

1610 yılında tutuklanıncaya kadar Macar Aristokrat Elizabeth Bathory, 650 ye yakın kız ve genç kadına işkence edip öldürmüştür.

Türkiye`de ise şimdiye kadar bilinen 6 seri katil olmuştur ve hepsi yakalanmıştır. Bunların arasında en ilginci 32 yaşında, 3 mobilyacıyı kafalarına kurşun sıkarak öldüren Seyit Ahmet Demirci`dir. 11 yaşında Fatsa`da bir mobilyacının tecavüzüne uğradığından, öldürdüğü mobilyacı sayısını 11 e tamamlayamadan yakalandığına çok üzülmüştür.

Seri katilerin yakalandıktan sonra, savunmalarında söyledikleri cümlelerin bazıları : " Ben sadece sokakları temizliyordum." , " Bana göre bir ceset, canlı bir bedenin taşıyamayacağı bir güzellik ve saygınlık taşır. " , " Insanlar, kurtçuklara benzer. Küçük, kör ve değersiz. " , " Bana yukarıdan bakarsanız aptalın tekini görürsünüz, bana aşağıdan bakarsanız tanrıyı, tam karşıdan bakarsanız o zaman da kendinizi görürsünüz. " , " Onları incitmek istemedim, sadece öldürmek istedim. " , " Yaşama ve ölüme hükmetmek istiyorum. "

Umarım birgün bilim, bu tip hasta ruhlu insanların beyinlerini komple iyileştirecek bir yöntem bulur ve toplum huzura kavuşur.


#İnançKızılkaya

29 Aralık 2013

Çindeki Hayvan Katliamına Dur de! İmzanı at

Çin’de bir hafta sonu

Çin’in Zheijang eyaletinde Songyang kırsalındaki bir köy evinde hafta sonu…bir grup ziyaretçi köye geliyor ve bir evin önündeki köpeği öldürüp yemeye ve bu arada bütün bunları filme çekmeye karar veriyor. Çekilen film internete konuyor. Köpek başına geleceklerden habersiz. Fotoğraflar ve yazı Tony Zadel’in Facebook sayfasından:

Çin’de hayvan refahıyla ilgilenen insan sayısı artıyor. Doğru bilginin insan davranışını değiştirebilecek bir gücü olduğunu biliyoruz; ama bu bilgiyi bir çok sebepten reddedecek çok insan olduğunu, endüstriler kadar geleneklerin, alışkanlıkların da insanı değişmemesi yönünde etkileyeceğini biliyoruz…

Linklere tıklayarak isminizi imza listelerine ekleyebilirsiniz:

https://www.causes.com/actions/1665543

http://voicelessfriends.org/

http://www.petitionbuzz.com/petitions/againstasiancruelty

http://www.change.org/petitions/prevent-cruelty-to-dogs-and-cats-in-china-2

http://www.thepetitionsite.com/468/042/897/china-ban-dog-and-cat-meat/

http://www.change.org/petitions/stop-the-unjust-and-inhumane-crackdown-on-large-dogs-in-beijing

http://www.thepetitionsite.com/468/042/897/china-ban-dog-and-cat-meat/




Turan Dursun : Din Bu


Kur’an’da “Tanrı bildi-anladı ki… (Alime’llahu)” denir (Bakara: 187,235.) ve Tanrı’nın “neyi bilip anladığı, sonra ne yaptığı, nasıl bir değişikliğe gittiği” anlatılır. “Tanrı bildi-anladı ki…” diye başlayarak değil de, “Tanrı şunu şöyle bildi…” diye başlayarak da ayetlerin sözleri çevrilebilir Türkçe’ye. Diyanet’in resmi çevirisinde: “Allah… biliyordu.”, “Allah… bilir.” denir. “Alime’llahu”yu “Allah biliyordu” ya da “Allah bilir” diye çevirmek yanlıştır. Bir durumu kurtarmak için -ki zaman zaman bu yola gidiliyor- böyle çevrilmiştir. Çünkü tam karşılığı: “Tann bildi”dir (doğrusu için Çantay çevirisine ve Özek’in de içinde bulunduğu kurulun çevirisine bkz.)
Kur’an’ın Tanrı’sının bilmediği şeyin belirmesi (“Beda’”)
Önceden bilinmedik, bilinemedik bir şey ortaya çıkabilir. Buna, “İslâm kelâmı”nda “BEDA’” denir. Önceden bir tutum gösterilir, bir iş yapılır, bir davranışta bulunulur. Sonra, daha önce bilinmeyen, kestirilemeyen bir durum belirip ortaya çıkar. Daha önce gösterilen tutum, iş ve gidiş, bu yeni duruma, yeni bilgiye uygun düşmüyordur. Yeni bilgiye göre yeni bir tutum göstermek, yeni duruma uygun yeni bir şey yapmak gereklidir artık. Politikacıysa yeni duruma göre ayarlar politikasını. Yöneticiyse beliren duruma göre önlemler düşünüp uygular. Yasa koyucuysa yeni bilgilerin ışığı altında yeni durumlara, yeni gereksinimlere göre yeni yasalar çıkarır.
İNSAN ve toplumlar için DOĞAL’dır bu. Ama ya “TANRI” için?
İslâm mezhepleri içinde “Tanrı için de bu olur.” diyenler vardır.

“Tanrı görüş değiştirir”
Şiilerin bir kesimi bu inançtadır. Keysaniyye bu inancı savunur. (Bkz. Şehrestani, el Milel ve’n-Nihal, 1/197; Bağdadi, el Farku Beyne’l-Fırak, s.38-46; Eş’ari, Makalatu’l-Islamiyyin 1/91.) Bu inancı paylaşanlar, kanıt olarak, en başta, Ra’d suresinin 39. ayetini gösterirler. Ayetin anlamı: “Tanrı, dilediğini siler, dilediğini yerine koyar (bırakır ya da yeniden yazar). Ana Kitap (yorum: her şeyin yazılı olduğu LEVH-Î MAHFUZ) O’nun yanındadır.” (Gösterilen kaynaklara bkz. Ayrıca bkz. F. Râzî, e’t-Tefsirul-Kebir, 19/66 ve öteki tefsirler.) Ünlü Muhtaru’s-Sakafı (ölm. 687.) “Tanrı’nın kendisine birtakım sözler verdiğini” söylemiş, söyledikleri çıkmayınca da “BEDA, oldu, Tann görüş değiştirdi, sözünden döndü…” demiştir. (Özellikle bkz. Bağdadi, el Farku Beyne’l-Fırak, s.46.)
“Beda’ “ya, yani “Tanrı için de “bilinmedik şeylerin ortaya çıkması’nın söz konusu olabileceğine ve Tanrı’nın zaman zaman görüş değiştireceğine” inananlara, “El Bedâiyye” adı verilir. (Bkz. Muhammed Ali Tehanevi, Keşşaftı Istılahati’l-Funûn, 1/157.)
Kur’an’da, “Tanrı’nın her şeyi bildiği” yazılı. (Bkz. Nisa: 176; Cin: 26…) Ne var ki kimi sözlerine yorumsuz bakıldığında, “Tanrı’nın birtakım konulan sonradan BÎLÎP ANLADIĞI’nın anlatıldığı” da, açıkça görülür:

“Tanrı, insanların, cinsel ilişkiden uzak kalmaya dayanamayacaklarını anladı”
O dönemde, bir kişi oruç tutar da, iftar zamanı, orucunu bozmadan uyursa, o kimse ne o gece, ne de ertesi gün akşama değin orucunu bozabilirdi. Ne yeme, içme, ne de cinsel ilişki. Adamın birinin başına bu durum gelmiştir. Yani iftar zamanı uyumuştur. Şimdi, ertesi günün akşamına değin her şey yasak. Adam dayanamaz, gece uyanınca karısıyla yatıp cinsel ilişkide bulunur. Ertesi gün, üzgün, durumu gidip Muhammed’e anlatır. Rastlantı bu ya, aynı şey Ömer’in (Halife) başına da gelir. O da dayanamayıp yasak olan cinsel birleşimde bulunmuştur. O da üzgün biçimde Muhammed’e açıklar durumunu. Bu durum başlarına gelen başkaları da vardır. Onlar da açıklarlar. İşte bu OLAYLAR üzerine, anlamı yukarıda sunulan ayetin geldiği bildirilir. (Bkz. Ebu Davud,Kitabu’s-Salat, hadis no: 2313; Buhari, e’s-Sahih/15; Tecrid, 910 no.lu hadis ve 911 no.lu hadisten sonra K. Miras’ın “îzah”ı; Süyûti, Lubabu’n-Nukûl Fi Esbâbi’n-Nüzûl, Tefsiru Celaleyn’in kena-n, 1/36…)
Bakara Suresinin 235. ayeti: “Evlenmeye ilişkin isteğinizi kadınlara çıtlatmanızda ya da içinizden geçirdiğinizi saklamanızda size bir günah yoktur. (Çünkü) Tanrı bildi-anladı ki (takılıp) yoğunlaşacaksınız onlara. (O kafanıza koyduğunuz kadınları gönlünüzden ve dilinizden düşürmeyeceksiniz. Yanaşın.) Ama onlarla gizlice sözleşmeyin. Meğer ki uygun bir söz söyleyesiniz…”
Burada da “Tanrı’nın bilip anladığı” belirtilen şey, “insanların, kadınlara olan düşkünlüğü.” Yani: “Tanrı bilip anladı ki: Siz o kadınlara kafanızı takmadan, içinizden geçirmeden edemeyeceksiniz. Onun için buna yol verildi. (Bkz. M.Ali Sabuni, Safvetu’t-Tefasir, 1/51.) istediğinizi çıtlatmanızdan sakıncayı kaldırdı Tanrı. Ama hemen o sırada isteğinizi açıklamanızı yasakladı. Duyulan istekte de bir sakınca yok. (Bkz. F.Razi, 6/132. Bu konudaki tartışmalar için ayrıca bkz. Taberi, tefsir, 2/323-325.)”. Demek ki burada anlatıldığına göre, “Tanrı, insanların kadınlara olan düşkünlüklerini anlamamış olsaydı, evlenmek için kafaya konulan kadına olan ilgiyi ve evlenme isteğini kadına çıtlatmayı yasak bırakırdı.”
Kur’an’ın “Tanrı”sı, önce bir şey yapıyor, bir “hüküm” ortaya koyuyor; sonra bir gelişme olunca görüşünü, dolayısıyla “hükmünü değiştiriyor”; yani bir başka “hüküm” koyup bir öncekini geçersiz kılıyor. Bu, “nâsıh-mensûh (geçerli-geçersiz)” biçiminde de sunuluyor.
Turan Dursun, Din Bu 1, Sayfa 174-176

HAYVANLAR ÜZERINE İLGİNÇ BİLGİLER



*Köpekbalığı, kanserde dahil olmak üzere her hastalığa karşı bağışıklığı vardır. Onun için hastalanmayan tek hayvandır. Köpekbalığı, dişlerini her 8 günde bir degiştirir. Ömürleri boyunca hiç durmadan yüzerler.

* Karayılanlar, bilinmeyen bir nedenden dolayı kedilerden çok korkarlar, Eski Mısır da kediler kutsal hayvan sayılıyordu ve öldüklerinde insanlar saygılarını göstermek için kaşlarını kazıyorlardı.

*Homoseksüellik hayvanlarda en çok meyve yiyen yarasalarda yaygındır. Aslanlar, bir günde 50 kez çiftleşebilirler. Sadece insanlar ve yunuslar, zevk için cinsel ilişkide bulunurlar.

*Sığırların 4 tane midesi, develerin 3 adet kaşı vardır. Eşeklerin gözleri, 4 ayaklarınıda görebilecek şekildedir. Bir devekuşunun gözü, beyninden daha büyüktür. Kral yengeç, dünya üzerinde çapraz yürüyen tek canlıdır.

*Inek, arkaya doğru çiş yapan tek memelidir. Insan ölümlerine, savaştan bile çok sebep olan hayvan sivrisinektir. Insanlar parmak izinden ayırt edilebildiği gibi köpekler de burun izinden ayırt edilebilinir. Doğada, en büyük gözlere sahip olan canlı mürekkep balığıdır. Bir insanın gözüne göre 16 kat daha geniş açı görebilir.

* Timsahlar, daha derin dalabilmek icin taş yutarlar. Timsahların kafası kopsa bile haftalarca hayatta kalabilirler, yalnız ağızları olmadığı için zamanla açlıktan ölürler. 

*Dünyanın en büyük ve en hızlı büyüyen hayvanı, Mavi balinalardır. Kilosu 22 ayda 26 tona ulaşır. Doğduklarında bile 7 tondurlar. Yetişkin bir mavi balina, 33 metre uzunluğunda ve 190 tondur.

*Solucanların 5 adet kalbi vardır, Zürafaların ses telleri yoktur, fareler kusamazlar. Yarasalar bir mağaraya girdiklerinde önce sola dönerler. Filler, öldükten sonra da dört ayak üzerinde kalbilirler ve asla unutmazlar.

* Boğalar renk körüdür, matadorun salladığı kırmızı pelerine değil, kendisine karşı birşeyler sallanmasına tepki verdikleri için saldırırlar. Yeni Zelanda`da kişi başına düşen koyun sayısı 4-5 arasıdır. Bir geyiğin boynuzunun oluşmasından sorumlu hücreler, tabiatta en hızlı çoğalan hücrelerdir. 



#İnançKızılkaya