31 Mayıs 2013

BİR AĞAÇ KESİLMESİN DİYE!



BİR AĞAÇ KESİLMESİN DİYE!

21 Ağustos 1929' da Bursa' ya gitmek üzere Ertuğrul Yatı ile İstanbul'dan hareket eden Atatürk Yalova sahilinden geçerken dallarını özgürce uzatmış, başı dik asırlık bir çınar ağacını görür. Atatürk yatından inerek, çınar ağacının olduğu yere çıkar, sırtını gövdesine dayanarak gölgesinde oturur. Sonrasında Atatürk' ün isteği üzerine çınar ağacının yanında yapımına başlanan köşk, Eylül ayında tamamlanır. Atatürk bir gün Millet Çiftliği içinde yer alan bu köşk' e geldiğinde, köşkün hemen yanındaki Ulu Çınar ağacının dallarını kesmeye çalışan bir bahçıvan ile karşılaşır. Hemen bahçıvanı yanına çağırarak bunun nedenini sorar. Görevli bahçıvanın cevabı şöyledir: Ağacın dalları uzamış binanın duvarına dayanmıştır. Aldığı cevaptan tatmin olmayan Atatürk, düşünülmesi bile imkânsız olan bir emir verir: “AĞAÇ KESİLMEYECEK. BİNA KAYDIRILACAK.” Görev İstanbul Belediyesi Fen İşleri Yollar-Köprüler Şubesi’ne verilir. Sorumlu baş mühendis Ali Nuri (ALNAR) binanın temellerini açtırır. Temellerin altına zor ve çok yavaş ta olsa raylar döşenir. Bina rayların üzerinde doğuya doğru 4 m kaydırılır. 11 Ağustos 1936 günü yapılan bu işlemi yanında bulunan kız kardeşi Makbule Hanım, Affet Hanım, Yunus Nadi, Muhafız K. İsmail Hakkı, Yaver B.N.B. Nasuhi Bey ve diğer ilgililerle baştan sona izler. Yapılan bu olağanüstü ve riskli iş sonunda Ulu Çınar Ağacıda kesilmekten kurtulur.

O günden beri köşkün adı “Yürüyen Köşk” olarak kalmıştır.


Twitter Tag : #direngeziparki #occupygezi

28 Mayıs 2013

Fareler 'iki ayrı dünya' görüyor

Fareler 'iki ayrı dünya' görüyor

Laboratuvar farelerinin hareketlerini yakından takip eden Alman bilim insanları, farelerin koştukları esnada gözlerini hem yatay hem de dikey düzlemde zıt yönlere hareket ettirebildiklerini ortaya koydu. Bu özelliğin, avcılara karşı önlem alabilmek için farelerin gözetleme yeteneğini geliştirdiği ifade edildi.



Max Planck Enstitüsü'nde yapılan deneyde çekilen bir fotoğraf.

bilimtrue
Güncelleme: 16:25 TSİ 28 Mayıs. 2013 Salı
Farelerin, dünyayı iki ayrı görüntüde algılayabildiği anlaşıldı. Almanya’nın Tübingen kentinde bulunan Max Planck Biyolojik Sibernetik Enstitüsü’nde görevli bilim insanları, farelerin koşarken gözlerini yönlere hareket ettirebildiğini fark etti.
Minyatür kameralarla göz hareketleri yakın çekimde takip edilen farelerin, farklı görüntüleri insanların yapabildiği gibi tek bir görüntüde bir araya getiremediği belirtildi. Tersine, fareler nereye bakarsa baksın, gözlerinin üzerinde kalan alanın görüntüsü her zaman görüşlerinde beliyor. Bu özelliğin, kuş gibi avcılara yem olmamak için ortaya çıkan bir özellik olduğu düşünülüyor.
Birçok memeli gibi farelerin gözleri de kafalarının yan taraflarında bulunuyor. Bu sayede çok geniş bir görüş açısı elde etseler de, üç boyutlu görüntü elde edilebilmesi, iki gözle elde edilen görüntülerin üst üste gelmesiyle sağlanıyor. Bu durum, birçok memelinin aynı anda hem iki gözle görüşü hem de geniş açılı görüşü bir araya getirmesini gerektiriyor.
Haberin devamı ↓
bilimtrue.blogspot.com

İŞLEM AYNI İŞLEV FARKLI
Alman bilim insanları, serbest hareket halindeki farelerin kafalarına sadece 1 gram ağırlığında minyatür kameralar yerleştirdi. Farelerin göz hareketleri anında gözlemlenirken, görüş çizgileri de anlık olarak kesin bir şekilde tespit edildi.
İncelemeler, her ne kadar farelerin görsel bilgileri diğer memelilere benzer şekilde işledikleri bilinse bile, gözlerinin tamamen farklı hareket ettiklerini gösterdi.
  Bilimtrue.blogspot.com
Araştırmada yer alan Jason Kerr, “İnsanlar kafa hareketini sabitleyen ve gözlem yapılmasını sağlayan bir şekilde gözlerini hareket ettirir. İki gözümüz de hareket eder ve tek bir nesneyi izler. Farelerde ise gözler genelde zıt yönlerde hareket ediyor” dedi.
Science Daily’nin haberine, fareler üzerinde davranışsal deneyler yapan sinir bilimciler, göz hareketlerinin ağırlıklı olarak kafa hareketlerine bağlı olduğunu belirledi. Kerr, “Kafa aşağı bakarken, gözler geriye gidiyor. Fare kafasını kaldırdığında, gözler öne bakıyor, kısaca şaşı bakıyorlar. Eğer kafasını yana çevirirlerse, aşağıdaki göz yukarı,yukarıda kalan göz aşağı bakıyor” açıklamasını yaptı.
KUŞ TEHDİDİNE KARŞI OYNAK GÖZLER
İnsanlar, gözlerin baktığı yön mükemmel bir hizaya dayanıyor. Aksi takdirde nesneler görüntüde sabitlenemiyor. Farelerde ise zıt göz hareketleri, bakış açısının yatay düzlemde 40, dikey düzlemde ise 60 derece değişmesine neden oluyor.
Bu farklı kafa ve göz hareketleri, farelerin sürekli olarak görüş alanlarında gözlerinin üzerinde kalan alanı da görmelerini sağlıyor.
Bilim insanları, farelerin bu görüş özelliğini, kendilerine en büyük tehdidi oluşturan kuşlara karşı geliştirdiklerini düşünürken, hayatta kalma şansını da önemli ölçüde artırdığını belirtiyor.

26 Mayıs 2013

HAMAM BÖCEKLERİ TUZAKTAN KAÇIYOR



HAMAM BÖCEKLERİ TUZAKTAN KAÇIYOR ?

Avrupa'da evrilerek kendilerine kurulan şekerli tuzaklardan kaçınmayı öğrenen bir hamamböceği türü tespit edildi.
ABD'den araştırmacılar, bu "öğrenme" sürecinin nasıl işlediğini ortaya koydu.
Bilim ve Teknoloji, Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri
Yapılan gözlem ve deneyler, değişime uğrayan bu hamamböceği türünün, tad alma duyularını yeniden düzenleyerek, zehirli yemi kaplamakta kullanılan glükozlu yemi "tatlı" değil "acı" olarak algılamaya başladığını gösteriyor.
Kuzey Carolina Devlet Üniversitesi'nden biliminsanları bunun doğru olup olmadığını denemek için hamamböceklerine reçel ve fıstık ezmesi şeklinde iki seçenek vermişler.
Sonra da böceklerin insanınkine benzeyen tad alıcı organlarını incelemişler.

Aynı ekipten bazı araştırmacılar ilk olarak bundan 20 yıl önce, haşereyle mücadele ekiplerinin bazı konutları hamamböceğinden arındırmayı başaramadığını, çünkü böceklerin yemlere dokunmadğını farketmişlerdi.
İşte Science adlı bilim dergisinde Dr Coby Schal tarafından kaleme alınan araştırma bir tür hamamböceğinin, sinir sistemindeki hangi değişimler sonucu bu yemleri reddettiğini açıklıyor.
Böceklere seçenek
Deneyin ilk kısmında araştırmacılar aç hamamböceklerine iki yiyecek türü sunuyor: Fıstık ezmesi ve bol glükozlu reçel.
Dr Schal "Reçelde bol miktarda glükoz var, fıstık ezmesindeki şeker oranı çok daha az" diyor ve anlatıyor, "Değişime uğramış hamamböcekleri reçelin tadına bakar bakmaz geri sıçrıyor hemen kaçıp fıstık ezmesine hücum ediyorlar."
Deneyin ikinci kısmında araştırmacılar, hamamböceklerinin neden glükozdan tiksinme, kaçma tepkisi verdiğini çözüyor.
Bunu yapmak için hamamböceklerini hareketsiz hale getiriyor ve mini elektrotlar kullanarak böceğin ağız kısmında bulunan mikroskobik tüylerin üzerindeki tad alma hücrelerinin faaliyetini kayda alıyorlar.
Değişime uğrayan böceklerin tad alma hücrelerinin, glükoza, normal hamamböceklerinin "acı"ya verdiği tepkiyi gösterdiğini keşfediyorlar.

Dr Schal, "Buradan, glükozu artık acı bir şey olarak algıladıklarını anlıyoruz" diyor.
Aslında tatlıya tepki gösteren hücreler de faaliyete geçiyor, ama acı tepkisi ağır basıp bu algıyı örtüyor.
Deney sırasında çekilmiş bir film iyice büyütülerek gösterildiğinde hamamböceğinin şekere tepkisi açıkça gözlemlenebiliyor.
"Aynı bir bebeğin ıspanak yemeyi reddetmesine benzer bir tepki veriyorlar" diyor Dr Schal.
"Başını sallıyor ve bu sıvıyı yutmayı reddediyor. Sonunda bunu geri tükürdüğünü görüyorsunuz."
Neden önemli?
Londra Zooloji Enstitüsü'nden Dr Elli Leadbeater çalışmanın heyecan verici olduğu görüşünde.
"Tad alma duyularında doğal ayıklanma yoluyla meydana gelen değişikliklerde genellikle hayvanın belli şeylerin tadını alma hassasiyetini yitirdiğini görürüz. Örneğin bitki özü toplamaya uzmanlaşmış arıların şekere hassasiyeti diğer arılara kıyasla düşüktür. Bu sadece bitki özü topladıkları için böyle olmuştur. Yani aslında şekeri hala severler, ama evrim şekeri onlar için daha az tatlı hale getirmiştir. Oysa hamamböceklerinin bu deneyde şekeri "acı" olarak algıladıklarını görüyoruz. Bu da doğal ayıklanmanın çok pratik bir biçimi. Hızla zehiri gizlemek için kullanılan şekeri reddeden bir hamamböceği türü ortaya çıkıyor."
Araştırmayı yürüten ekipten Dr Schal ise insanla hamamböceği arasındaki evrimsel silahlanma yarışında yeni bir sayfa açıldığını söylüyor.
"Üzerlerine böcek öldürücüler atıp duruyoruz, onlar da bunlardan kaçınmanın yollarını geliştiriyorlar" diyor.
"Hamamböceklerine her zaman büyük saygı duymuşumdur" diye ekliyor, "Yaşamları bize bağlı ama bizden yararlanmayı biliyorlar."

RedHack'ten Egemen Bağış'a şok!

RedHack'ten Egemen Bağış'a şok!

Kızıl hackerlar olarak bilinen RedHack Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış'ın ve eşi Beyhan Yıldırım'a ait olduğunu iddia ettiği mailleri açıkladı.



RedHack yaptığı açıklamada  Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış'a ve eşi Beyhan Bağış'a ait olduğunu iddia ettiği maillerle ilgili şunları yazdı:

“Başmüzakereci Egemen Bağış ve Eşi Reyhan Bağış'ın E-mailleri-1
Elimize "bavulla" geçen, Başmüzakereci ve AKP Milletvekili Egemen Bağış ve Eşi Reyhan Bağış'ın e-mailleri..
Alkol içmeyen, "tinerci" olmayan, ODTU'de okumayan, Ahlakla yetiştirilecek "dindar" nesil'in Milletvekili ve Bakanlari da bunlar oluyoruz sanırız..
Yorumsuz..

 Edit: Bazi "ozel  içerikli" ve "bizi alakadar etmeyen" konuları yayınlamıyoruz. Aşağıda çesitli zamanlarda kendileri tarafından yazılan, istemlerin,  kredi karti ekstrelerinin de oldugu mailler var ve bu maillerden bizde daha cok var ayikladikca buraya atacagiz.. Burayı takip edin..”

İşte o mailler:
MAİL
Fotoğrafları Büyük boyutta açmak için üzerine tıklayınız.
     
      Fotoğrafları Büyük boyutta açmak için üzerine tıklayınız.
     Fotoğrafları Büyük boyutta açmak için üzerine tıklayınız.


      Fotoğrafları Büyük boyutta açmak için üzerine tıklayınız.


       Fotoğrafları Büyük boyutta açmak için üzerine tıklayınız.


       Fotoğrafları Büyük boyutta açmak için üzerine tıklayınız.


     Fotoğrafları Büyük boyutta açmak için üzerine tıklayınız.



Not: Küfür içeren maillerin üzeri kapatılmıştır.



22 Mayıs 2013

TÜYLER ÜRPERTEN AYİNLER !

TÜYLER ÜRPERTEN AYİNLER 
Birçok toplum geleneklerine bağlıdır. Ancak geleneksel olarak hala yapılan bu ayinler tüyler ürperten türde.

YAMYAMLIK 
Hindistan'ın Varanasi şehrinde yaşayan Aghori Babalar ölüleri yemeleriyle ünlüler. İnsanın en büyük korkusunun kendi ölümleri olduğuna inanırlar ve bunu aydınlanmanın önünde bir engel olarak görürler. Bu yüzden ölümle yüzleşmenin yolunu ölüleri yemek olarak görürler. Bu kültüre göre din adamları, çocuklar, evlenmemiş veya hamile kadınlar yakılamazlar, bunun yerine öldükten sonra nehire bırakırlar, Aghori Babalar da onları nehirden alır ve yerler.

ÖLÜLERLE DANS

 Kemiklerin dönüşü anlamına gelen Famadihana festivali her yıl Madagaskar'da düzenleniyor. Katılımcılar ölü beden ne kadar çabuk çürürse o kadar hızlı sonraki yaşama geçeceklerini düşünüyorlar, bu yüzden ölü bedenleri mezarlarından çıkarıp onlarla beraber dans edip şarkı söylüyorlar, gelenek bitince de geri gömüyorlar.

GÜNEŞ DANSI 

 Amerika yerlileri doğayı onurlandırmak amaçlı çeşitli geleneklere sahiptir. Bunlara kutsal ruha dua etmek veya yaşam ağacıyla bire bir iletişim halinde kurban vermektir. Kurbanın göğsünde bir delik açılır ve bu delikten geçen bir halatla yaşam ağacını sembolize eden bir direğe bağlanır. Daha sonra kurbanlar ileri geri giderek göğüslerine bağlı olan halatlardan kurtulmaya çalışırlar. Bu dans saatlerce sürebilir.

KENDİNİ KAMÇILAMAK 

İslamiyet'in Şii mezhebine mensup inananlar her sene Hz. Muhammed'in torunu Hüseyin'in acısını paylaşabilmek için kendilerini kamçılıyorlar. Bu şiddetli eylemde insanlar zincirlere bağlı bıçaklarla kendilerini kamçılıyorlar ve inançlı hallerinde pek fazla acı hissetmiyorlar.

İPLE ATLAMA

Pasifik'de bir adada Bunlap köyünde Gkol isimli ilginç bir gelenek yürütülüyor. Bungee jumping'e benzeyen bu gelenekte insanlar dans ediyor ve gönüllü olanlar ileri çıkıp atlamayı yapıyorlar. Bileklerine ip bağlıyorlar ve bu gelenek için özel yapılmış tahta kulelerden atlıyorlar. Gönüllüler kırık kemiklerin oluşması riskine karşı kafaları önde düşünmeden atlıyorlar ve ne kadar yüksekten atlarlarsa tanrı tarafından o kadar kutsanacaklarını düşünüyorlar.

GÖKYÜZÜNDE GÖMÜLME 
Tibet'te Budistler reenkarnasyona inanıyorlar, dolayısıyla vücudun öldükten sonra korunmasına gerek duymuyorlar. Bu yüzden öldükten sonra ölü bedenler genellikle yüksek yerlerde açık alanlara bırakılıyor böylece yırtıcı kuşlar tarafından yeniliyorlar. Rahipler bunu hızlandırmak için ölü bedeni parçalara ayırarak açık alanlara bırakıyorlar.

ATEŞ ÜSTÜNDE YÜRÜME
Malezya'da Taoistlerin düzenlediği 9 İmparator Tanrı Festivalinde insanlar ateşin üzerinde çıplak yürüyor çünkü ateşin kusurları ve kötü ruhları uzaklaştırdığına inanıyorlar. Böylece insanların gerçek ruhsal gücü ortaya çıkıyor ve bunu her yıl yüzlerce insan yapıyor.

DELİNME 

Tayland, Puket'te her yıl düzenlenen Vejeteryan Festibali'nde çok ilginç bir gelenek düzenleniyor. Bu mazoşist ayinde gönüllüler yanaklarından bıçak, kılıç, kanca ve hatta silahlar geçiriyorlar. Bu ayin sırasında tanırının bedenlerine girdiğini ve onları kötülüklerden koruduğunu düşünüyorlar.

RedHack Reyhanlı Askeri İstihbarat Belgelerini Yayınladı !



      HATAY REHYANLI ASKERİ İSTİHBARAT BELGELERİ -REDHACK 

Elimize mail yoluyla gecen Hatay Reyhanlı patlamasina ait Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığınin "gizli" belgeleri yayinliyoruz. Reyhanli halkini sadece bombalar degil, sunsur de katletti. Istihbarati cok onceden alinan bombalari eger "sirf savas ciksin" diye halkin arasina salarsaniz, boylede birileri oyununuzu bozar. 
Gercekleri birilerinin ulastirmasi lazimdi, bizde bunu yapiyoruz. Korkmuyoruz cunku hayat korkaklari affetmez.

Edit: Belgelerde patlamadan once patlamanin beklendigi, goz yumuldugu, patlama ardindan olaylarin Alevi dedelere, Sol orgutlere ve Suriye devletine yikilmaya calistigi acik bir sekilde goruluyor, tarihlere dikkat ederek incelerseniz olayin ne oldugunu rahatca kavrayacaksiniz.. Okuyalim yayalim.. 



Belgeler ; 

                            www.bilimtrue.blogspot.com















17 Mayıs 2013

Kepler Uydusu'ndaki arıza ile ilgili Röportaj



GEZEGEN AVCISI, KEPLER UYDUSU'NDAKİ ARIZA İLE İLGİLİ ÖNEMLİ BİR RÖPORTAJ

Geçtiğimiz gün arızalandığının haberini verdiğimiz, NASA'nın ''Gezegen Avcısı'' lakaplı uydusu, Kepler'in arızasıyla ilgili, Stanford Üniversitesi, Mühendislik Okulu'ndan Havacılık ve Uzay danışman profesörü, Scott Hubbard ile önemli bir röportaj gerçekleştirildi. Kepler'in yapım aşamasında da çalışan Hubbard, NASA'nın uyduyu nasıl geri kazanabileceği konusunda önemli bilgiler verdi. İşte sorunla ilgili birkaç önemli soru ve Hubbard'dan alınan cevaplar. 


Kepler Uzay Teleskopu onarılamazsa bu ne kadar büyük bir kayıp olur?

Kepler Misyonu sayesinde keşfettiğimiz gezegenlerle, gezegenlerin her yerde olduğu gerçeğiyle, evrene dair bakış açımızın değiştiğini düşünüyorum. Eğer Kepler misyona devam edemezse, bu çok üzücü olacaktır. Ancak vergi mükellefleri, paralarının karşılığını aldılar. Kepler şimdiye kadar, üzerinde sıvı halde su bulunduran, yani yaşanabilir bölgelerde bulunan, içinde birçok Dünya büyüklüğünde gezegenin de bulunduğu, 2700'den fazla ötegezegen adayı keşfetti. Kepler, program yöneticilerinin öngördüklerini başardı ve bizlere Güneş dışı gezegenlerin bir envanterini verebildi. Birincil gözlem aşamasını tamamladı ve genişletilmiş bilimsel aşamaya geçti. Önümüzde hala 1,5 yıllık değerli bir data topluluğu var ve bilim insanları, bu bilgilerin analizlerini tamamlayıp, Kepler'den bilgi almaya sonra devam edecekler. 


NASA mühendisleri Kepler'i geri alabilmek için nasıl bir yöntem izleyecekler? 

Uzay aracının kurtarılmasıyla ilgili, haberdar olduğum iki olası yol bulunuyor. Birinci yöntemde, mühendisler tekerlekleri 1 yıl önceden kapatarak geri açmayı deneyebilirler. Söz konusu tekerlekler, metal üzerine metal durumunda çalışıyordu ve dolayısıyla sürtünme, çalışmada parazitlere neden olabiliyordu. Özel bir yağ, eğer zamanında orada olursa, bu sürtünmeyi yok ederek tekerleğin yeniden çalışmasını sağlayabilir ve belki tekerlek çalışır. 

Diğer senaryo ise daha önce hiç denenmedi: iticileri de kullanarak, Güneş'in, Güneş panelleri üzerindeki basıncıyla aracın itilmesini sağlamak ve arızalı olan 3. reaksiyon tekerleği için ek bir kararlılık elde etmek. Daha önce hiç bunun üzerinde çalışmadım; ancak benim izlenimim, uzay aracına çok daha fazla operasyonel komut gönderilmesinin gerekliliği yönünde. 


Bu seçeneklerin hiçbiri işe yaramasa bile, Kepler yine de inanılmaz bir uzay aracı. Dolayısıyla farklı türde deneylere devam edebilir diyebilir miyiz? 

İnsanlar genelde Kepler'in bu tip bir durumda, Dünya yakınındaki nesneleri ya da asteroidleri çalışıp çalışamayacağı konusunda sorular soruyorlar. Kepler, yıldızların parlaklığını ölçmek adına, bir fotometre taşıyor; kamera değil. Dolayısıyla Kepler'in optiği, asteroidleri tespit etmek adına ideal değil; daha çok, yıldızlardan yayılan ışıkları algılama konusuna başarılı. Asteroidler için bir dedektör olarak kullanılabilse de, kullanılamasa da, eğer orada bir kamera olmazsa, ben bu konuda şüpheciyim. Bu konuda Ames Araştırma Merkezi ve Jet İtişi Laboratuvarı'ndaki bilim insanları, alanlarının en iyileri. 


Ötegezegen avcıları için sırada ne var?

Daha önce de söylediğim gibi, önümüzde 1,5 yılda analiz edilebilecek veriler var. Aday gezegenlerin belirlenmesi için bunlar analiz edilecek. Diğer bir deyişle, elimizde henüz yapılmamış, ama garanti altında olan keşiflerin olduğunu söyleyebiliriz. Şu konu açıklığa kavuşturulması açısından önemli: Kepler gibi bir misyon, söz konusu ötegezegenlerin nadir veya yaygın olup olmadığının istatistiksel frekansını oluşturabilmek adına, çok önemli bir araştırmadır. Ana misyonu süresince Kepler, çok başarılı bir süreç geçirmiştir. Yakın gelecekte Dünya dışı yaşam arayışlarına katılacak olan TESS (Transiting Exoplanet Survey Satellite - Transit Ötegezegen Araştırması Uydusu) ve TPF (Dünya dışı Gezegen Kaşifi) gibi misyonlar da Kepler'in yalnız olmadığının/olmayacağının önemli bir göstergesi.

Alıntı :
Emre ORAL
Pozitif İnfotropizma

www.facebook.com/CenterOfScience

Hatay'da patlama: 10 ölü, 4 yaralı


Hatay'da patlama: 10 ölü, 4 yaralı

Ayrıntılar geliyor...



Hatay'ın Altınözü İlçesi'ne bağlı Tanışma Köyü'nde jandarma kaçak mazot ihbarı yapılması üzerine bir eve baskın düzenledi. İddiaya göre baskında çıkan tartışmanın ardından ev sahibi, mazot deposunu ateşe verdi. Tanışmalılar Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Başkanı İlyas Bayraktar olayda 10 kişinin öldüğünü, 4 kişinin ise yaralandığını öne sürdü. 

14 Mayıs 2013

19 Mayıs kutlamaları İPTAL EDİLDİ !



Gençlik ve Spor Bakanlığı, 19 Mayıs Atatürk’ü anma, Gençlik ve Spor Bayramı kapsamında 40 ilde yapılacak, konser, kutlama ve diğer organizasyonları iptal ettiğini açıkladı.

Hükümet Reyhanlı saldırısının üzerinden 3 gün geçikten sonra 19 Mayıs kutlamalarını iptal kararı aldı.

Halbuki saldırının olduğu akşam AK Partililerin Burhan Kuzu’nun oğlunun düğününde buluşmuş olması tepki çekmişti.

Sosyal medyada Reyhanlı saldırısına ilişkin hükümete yönelik tepkiler sürerken hükümetten sürpriz bir adım geldi. 19 Mayıs kutlamalarında yapılacak konserler iptal edildi.

Kutlamalara daha 5 gün varken 19 Mayıs’ın yas günü ilan edilip bazı kutlamaların iptali, şu sıralarda sosyal medyada en çok tepki çeken konular arasında..

12 Mayıs 2013

Masa lambası yerine parlayan bitki


Masa lambası yerine parlayan bitki

Bilim insanlarının yaptığı yenilikçi deneyler, bir gün evinizde lamba yerine çeşitli bitkiler kullanmanızı sağlayabilir. ABD’li bilim insanları, büyüdükçe daha fazla parlaklık saçan bitkiler geliştirmek konusunda ilk sonuçları almaya başladı.

bilimtrue
Güncelleme: 00:38 TSİ 13 Mayıs. 2013 Pazartesi
Büyük bir yer lambası yerine tavana kadar uzanan parlak bir bitkiye ne dersiniz? New York State Üniversitesi araştırmacıları, sentetik biyoloji, genetik mühendisliği ve parlama özelliğine sahip bakterileri bir araya getirerek, yeni bir sürdürülebilir ışık kaynağı oluşturmayı amaçlıyor.
Bilim insanları, ışık saçan bitkiler konusunda geçmişte adımlar atmış
olsa da, henüz büyük ilerlemeler kaydedilmiş değil. Tayvanlı araştırmacılar, bir gün sokak lambalarının yerine parlayan ağaçlar koymak için yaptıkları deneyde, suda yaşayan bir bitkiye altın nano parçacıklar nakletmiş ve parlamasını sağlamıştı. ‘Bio LEDs’ adı verilen bu teknolojinin ardından, ABD’li araştırmacılar bitkilere büyürken parlama özelliği kazandırmayı ama parlaklık derecesini istedikleri seviyede tutmayı istiyor.
Teknoloji girişimcisi Antony Evans, sentetik biyoloğu Omri Amirav-Drory ve bitki uzmanı Kyle Taylor, ‘Glowing Plant’ projeleri kapsamında, ideal DNA dizilimini keşfederek istedikleri parlaklıkta ışık yayacak bitkiler büyütmeyi amaçlıyor.
Haberin devamı ↓
www.bilimtrue.blogspot.com

DAHA ÇOK YOL VAR
Discovery News’in haberine göre, parlama yeteneği ortaya koyan sistem, ‘lüsifrez’ adındaki bir proteine dayanıyor. Protein, yakıtı paçalayarak ‘lüsiferin’ adı verilen parlaklığı ortaya çıkarıyor. Amirav-Drory, ‘bu tepkimenin son derece etkin olduğunu ve çok az ısı ortaya çıkardığını’ belirtti.
Lüsiferaz-lüsiferin sistemi, ateş böcekleri, mantar ve bazı bakterilerin ışık saçmasını sağlıyor. Üç araştırmacı, aynı sistemin bitkilerde işe yaraması için, bitkilerde tümöre neden olan ‘agrobacterium’a dayanan bir yöntem kullandı. Bakteri, her ne kadar genetik yapısını bitkiye transfer edebilse de, aynı zamanda bitkiye zararlı bir haşere olarak biliniyor.
Araştırmacılar, her yerde parlayan yabani ot büyümesi yaşanmaması için daha güvenli bir yöntem buldu. Parlama yeteneğinin bitki hücrelerinden enerjiyi aldığını belirten Amirav-Drory, evrimsel açıdan bitkinin haşereye de adapte olmaya daha az elverişli olacağını ifade etti.
Bitkilerin sağlığı açısından da gözden geçirilmesi gereken ‘Glowing Plant’ projesi, gelecek vaat eden bir proje olarak belirdiği için Kickstarter kampanyasından 65 bin dolar bağış aldı. Kickstarter, ABD’de teknolojik yenilik sunan projeleri destekleyen şirket olarak biliniyor.

‘Bitkiler birbirleriyle iletişim kurarak büyüyor’


‘Bitkiler birbirleriyle iletişim kurarak büyüyor’

Bitkilerin kendi aralarında iletişim kurabildiği ve çevreleri hakkında bilgi toplayabildiği ortaya çıktı. Bu durumun, biribirleriyle ‘iyi geçinen’ bitkiler yan yana dikildiği zaman, daha verimli gelişmelerini sağladığı belirtildi.





bilimtrue
Güncelleme: 00:27 TSİ 13 Mayıs. 2013 Pazartesi
Bilim insanları, bitkilerin akustik titreşimler sayesinde iletişim kurduğunu ve çevreleri hakkında bilgi topladıklarını tespit etti.
Western Australia Üniversitesi fizyologları, bitkilerin iyi ve kötü gelişmesine etken olan faktörleri belirlemek için kırmızi biber (Capsicum annum) bitkisi üzerinde gözlemler yaptı. Deneylerde, biber bitkisi tohumları diğer biber bitkisi tohumlarıyla gömüldü, bazı tohumlar da izole edildi. Ayrıca, biber bitkileri fesleğen  (Ocimum basilcum) ile de gömüldü.
Gözlemlerde, tohumların tek başlrına daha az filizlendiği görüldü. Ancak bitki tohumları yan yana gömüldüklerinde, filizlenme oranında ciddi bir artış yaşandı.
Haberin devamı ↓

www.bilimtrue.blogspot.com


Araştırmcılar daha sonra bitkilerin arasına siyah plastik levha koyarak toz ve sürtünme gibi kimyasal ve fiziksel iletişimlerini keserken, ışık oranı ve nemlilik gibi aynı ortamda paylaşılan değerleri de değiştirdi.
İletişimleri bloke edilmesine rağmen, yanyana gömülen tohumlar izole edilenlere kıyasla yüksek oranda filizlenme gösterdi. Bilim insanları, buradan yola çıkarak bitkilerin gelişmesini güçlendiren, kendi aralarında bir çeşit iletişim olduğu sonucuna vardı.
HAŞERELERİ UZAK TUTUYOR
BMC Ecology dergisinde yayımlanan araştırmada yer alan Monica Galiano, “Bitkilerin, tohum gelişimini henüz tam anlayamadığımız bir mekanizma sayesinde olumlu olarak etkileyebildiğini gördük... Rezene gibi kötü komşular, izole edilen tohumlarda olduğu gibi gelişimi olumsuz etkiliyor. Bu etkileşimin, hücreler içindeki nano mekanik salınımlarla ortaya çıkarılan akustik sinyallerle kurulan iletişimden kaynaklandığını düşünüyoruz” dedi.
Sonuçlar, çiftçi ve bahçıvanların iyi iletişim kuracak bitkileri beraber dikerek bitki örtüsünü güçlendirebileceklerini gösterdi. Dahası, fesleğeni biber ve domates gibi ekinlerin yakınına gömmenin, beyaz sinek ve yaprak biti gibi haşereleri de uzak tutmakta etkili olduğu belirtildi. Yapraklı fesleğenin, toprakta gölge oluşturarak diğer bitkiler için ideal nemlilik oluşturduğu, özellikle biberin gelişiminde fesleğenin öne çıktığı anlaşıldı.
Bilim insanları, Hindistan’da ortaya çıkan fesleğen ile ilk olarak Orta ve Güney Amerika’da görülen biberlerin, spesifik olarak bir ilişkiye sahip olmadığına da dikkat çekti.

AKP'nin yayın yasağı kararı da yalan çıktı!


AKP'nin yayın yasağı kararı da yalan çıktı!


Reyhanlı saldırısı sonrası AKP bir mahkemeye karar aldırarak yayın yasağı getirdiğini ilan ederken, atılan bu adımın da yalan olduğu ortaya çıktı. Konuya ilişkin görüşlerini aldığımız Avukat Özgür Murat Büyük, "Mahkemenin böyle bir yetkisi yok" dedi.

Reyhanlı'da yaşanan saldırının ardından AKP çareyi Reyhanlı için yayın yasağı getirmekte buldu.
Alınan bu kararın ve yasağın hiçbir yasal dayanağının bulunmadığına dikkat çeken Büyük, "Tüm basın-yayın kuruluşları, genel düzenlemelere uymak koşuluyla basın-yayın ve haber verme haklarını kullanarak yayınlarına devam etmelidir" dedi.Reyhanlı Sulh Ceza Mahkemesi'nin aldığı bu kararı soL'a değerlendiren Avukat Özgür Murat Büyük, "Mahkeme genel bir karar alarak 'bu konuda haber ve yayın yapılamaz' şeklinde bir karar alamaz" diyerek kararın hukuk dışı olduğunu ifade etti.
İşte Büyük'ün AKP'nin hukuksuz mahkeme kararına ilişkin önemli değerlendirmeleri:
Yayın yasağı kararında geçen Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesi müdafinin (şüphelinin avukatının) soruşturma dosyasını inceleme yetkisi ile ilgili olup olayda uygulanma yeri yoktur. Savcılık yayın yasağı talebini esas olarak "soruşturmanın gizliliği" kuralına dayandırmaktadır. Bu kural zaten CMK'da vardır. Bunun için ayrı bir yayın yasağı kararı alınmasına gerek yoktur.
Savcılığın talebinde değindiği Kalem Hizmetleri Hizmetleri Yönetmeliği'nin 45. maddesi de CMK 153. maddenin tekrarından ibarettir. Bu maddede de yayın yasağı ile ilgili bir düzenleme yoktur.
Kararda geçen diğer maddelerin de yayın yasağı ile hiçbir ilgisi yoktur. Esasen kanunlarda Mahkemelere yayın yasağı kararı alma yetkisi verilmemiştir.,Yani Mahkeme genel bir karar alarak "bu konuda haber ve yayın yapılamaz" şeklinde bir karar alamaz. Çünkü Mahkemeler her türlü kararın dayanağını yasada göstermek zorundadırlar. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "soruşturmanın gizliliği" ile ilgili maddeleri gereğince zaten soruşturmanın gizliliğini ihlal eden herkese soruşturma açılabilir. Ancak bu kural basın ve yayın kuruluşlarının olay ve soruşturma ile ilgili haber ve yayın hakkını engelleyemez. Soruşturmanın gizliliğine aykırı yayın yapanlar hakkında genel hükümlere göre Savcılıkların soruşturma açma hakkı bulunmaktadır. Bu her soruşturma için geçerli bir kuraldır.
Alınan bu karar, hükümetin yaşanan olaylar konusundaki sorumluluğunun üstünü kapatmak, gösterine tepkileri önlemek, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini önlemek, hükümete karşı gelişen toplumsal tepkilerin önüne geçmek amacıyla alınmıştır.
Bir savcı durup dururken böyle bir talep ile Mahkemeye başvurmaz. Hükümet, Adalet Bakanlığı yoluyla idari yönden Bakanlığa bağlı Savcılığı devreye sokarak bu kararı çıkarttırmıştır.
Alınan bu kararın ve yasağın hiç bir yasal dayanağı bulunmamaktadır. Tüm basın-yayın kuruluşları, genel düzenlemelere uymak koşuluyla basın-yayın ve haber verme haklarını kullanarak yayınlarına devam etmelidir.
Kaynak : (soL - Haber Merkezi)

Dünya Basınından Hatay Saldırısı !

Dünya Basınından Hatay Saldırısı 







www.bilimtrue.blogspot.com




Yayın yasağının nedeni Belli: 
İngiliz BBC kanalı "saldırıyı el kaide bağlantılı el nusra cephesi üstlendi"....
İngiliz ITV kanalı "Türk hükümetinin desteklediği muhalifler Türkiye'yi kana buladı 116 ölü"....
The telgraf "Türk hükümeti şaka gibi açıklamalar yaparak hedef şaşırtmak istiyor, 140 dan fazla ölü"....
The sun gazetesi "hükümet yıpranmamak için saldırıyı haber yapmayı yasakladı"....
Fransız gazetesi Le monde "Bir Türk atasözü derki,Besle kargayı oysun gözünü.türkiyenin desteklediği aşırı dinci suriyeli muhalifler Türkiye'yi kana buladı 120 den fazla ölü....


10 Mayıs 2013

İnsanlar nefes almadan hayatta kalabilecek !


İnsanlar nefes almadan hayatta kalabilecek

ABD’deki bir çocuk hastanesinde sayısız hastanın hayatını kurtarabilecek ve sualtı keşfinde çığır açabilecek bir gelişmeye imza atıldı. Bilim insanları, kana oksijen kazandıracak bir mikro parçacık keşfetti.



bilimtrue
Güncelleme: 18:44 TSİ 10 Mayıs. 2013 Cuma
Boston Çocuk Hastanesi’nde çalışmalar yapan bir araştırma ekibi, kan akışına oksijen enjekte edilmesini sağlayan bir mikro parçacık geliştirdi. Keşif sayesinde, insanların akciğerlerindeki havayı tüketmeden, yani solunum yapmadan oksijen ihtiyacını karşılayabileceği ifade edildi.
TechWench sitesinin haberine göre, solunum yetmezliğinden ölüm tehlikesi yaşayan hastalar 30 dakika boyunca hayatta tutulabilecek. Bu süre, solunum yetmezliği nedeniyle başgösterebilen kalp krizi veya beyin hasarının önüne geçilmesi için yeterli kabul ediliyor.
Kana oksijen enjekte eden mikro parçacık, kırmızı kan hücrelerine oranla üç-dört kat daha fazla oksijen taşıyor. Oksijen, yağdan üretilen hücre duvarını temsil eden parçacıkta depolanıyor. Hücre duvarının yağdan olması,  geçmişte değişik materyallerden yapılan parçacıklara kıyasla esnekliği sayesinde kılcal damarlarda hapsolmuyor.


  İLGİLİ HABER

www.bilimtrue.blogspot.com



Dr. John Kheir’in başında olduğu araştırma ekibi, tıp alanında çığır açabilecek buluşlarını solunum yetmezliği çeken genç bir hastayı kaybetmelerinin ardından hayata geçirdi. Zatürree olan genç kız, akciğerleri kanla dolmaya başladıktan sonra müdahale edilecek yeterli zaman olmadığı için ani kalp durması sonucu hayatını kaybetti.
Bilim insanları, geliştirilmesi halinde kana oksijen enjekte edilmesi yönteminin tıbbın yanı sıra askeri ve diğer alanlarda da kullanılabileceğini belirtti. Askeri alanda sualtı timlerinin 30 dakika boyunca karaya çıkmadan gizlenmesini sağlayabilecek yöntem, aynı zamanda çevre kirlilikleriyle boğuşan ve keşiflerde bulunan dalgıçlar için de ağır donanım olmadan dalış yapma imkanı verebilir.